Yeniden Sosyal Güvenlik ve Garibanizmin Çekiciliği
Sevgili arkadaşım Halit, son yazısında, kendine göre yanlış bulduğu Sonerhoca’nın sosyal güvenlik sistemine yönelik görüşlerinden bahsetmiş. Genelde konuları çok uzatmayı sevmediğimden dar bir çerçeveyle görüşlerimi sınırlarım. Bu çoğu zaman karşı tarafta, ‘bazı konulara girmekten kaçınma’ gibi algılara yol açıyor. Bu yüzden sadece bir cevap yerine konuyu toparlayıcı, konu dışına fazla çıkmadan, ikinci bir yazı yazmayı daha uygun buldum.
İkinci dünya savaşından sonra Sovyetlerden etkilenen Avrupa ülkelerinde sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri birer popülizm ve geliri yeniden dağıtma aracı olarak görülmeye başlandı. Sistem artık çalışanların katkılarına göre değil, kamusal olarak finanse ediliyordu. Elbette başta genç nüfus ve az emekli mevcududunda sistem gayet güzel işliyordu. Fakat günümüzde bu dengenin tersine dönmesi modern devletlerin artık kaldıramayacağı, kaldırsa bile ileride nesillerin geçmişe dönük hesap soracakları bir hal aldı. İşte dünyada tümden sosyal güvenlik ve emeklilik hizmetlerinin reforme edilme çabalarının nedensel temeli bu.
Şimdilerde bu türden reformlara (aslında reform bana göre böyle olmazda gene iyidir) karşı olanlar aktüeryal dengelerden, aktif/pasif oranlarından bihaber, ezberci bir mantık gütmekteler. Halbuki iyi kurgulanmamış bir sosyal güvenlik sistemi, yapılan transferlerin kara deliklerden akması sonucunda, karşıtlarının o çok önem atfettikleri “toplumsal dayanışma”ya, yoksullara haddinden fazla zarar vermekte ve vermeye devam edecektir.Zira modern devletlerin sosyal güvenlik ve emeklilik reformlarına ‘ahlaki’ nedenlerle değil ‘faydacı’ nedenlerle başvurduğu hepimizin malumu.
Türkiye’de 91 yılından sonra oluşan sosyal güvenlik açığının maliyeti kümülatif 500 milyar dolar. Peki bu para kimden çıkacak? Yine reform karşıtlarının dillerinden düşürmedikleri ‘emekçi’ kesimden. Yani maliyetleri birileri karşılayacak, kaçış yok. Sanırım bu kümülatif açık, buna bağlı yükselen bütçeyi iyiyden iyiye delen kamu harcamaları, emeklilerin emekli olduktan sonra çalışırken aldıkları son maaşın yüzde kaçı kadar aylık aldıkları vs..’ler sözkonusu garibanizmsever’lerin umru değil. Aslında Halit yoldaşın hakkımdaki düşüncelerine zıt bir şekilde emeklileri oldukça umursayan bir yapım var. Buyüzden hepimiz siyasetle ilgileniyoruz ya zaten. Zaten sistemin kamu tarafından finansesinin daha yüksek kamu borcu, daha çok vergilendirme ve bunun neticesinde daha çok enflasyon, yüksek faiz (cari açığın finansesi için ödenen yüksek faiz farklı başlıktaki bir yazının konusudur) ve daha fazla prim yükü, istihdama binen yükler neticesinde daha fazla işsizlik vs…olarak ‘emekçilere’ geri döneceğini işte bu yüzden ısrarla belirtiyorum. İktisadın bu temel kuralını reddetmek için belli dönemsel rakamlar vermek anlamsız. Herhangi bir iktisat hocasına kamu borçlanmasının ve vergilendirmenin peşinden ne getireceğini sormak yada temel ekonomi kitaplarına bakmak, hiç olmadıysa mantığınızı objektif bir biçimde çalıştırmak yeterlidir. Anlamlı olan teoride bunun aksini ispat etmektir. Zira ekonomide tek değişkene bakıp fikirlerimizi o doğrultuda değiştirmek pekde sağlıklı bir durum değil. Bugün pekçok ideolojinin elinde her dönemi farklı gösterecek farklı türden hesaplanmış, farklı yöntemlerle oluşturulmuş, tek değişkene bağlı yorumlar mevcut. Oyüzden iktisadi teoriyi iktisadi rakamlara tercih edenlerdenim.
Çeşitli ülkelerdeki sosyal güvenlik ve emeklilik uygulamalarına bir sonraki yazıda gireceğim.