“Çarşı” Tarihsel Materyalizm’e Karşı!

Hiçbir sabah kalkmadığım kadar erken kalkıp evden çıktım ve köşebaşında aldığım günün ilk “günaydın”ıyla beraber sözkonusu günaydının sahibi tanımadığım şahıs, ‘GASTE’ adındaki gazetenin ‘ücretsiz’ olduğunu söyleyerek elime tutuşturdu. “Gene hangi belediyenin hangi akla zarar hizmeti” diye söylenip, yanımda bulunan arkadaşımı da bu söylentime ortak edip fikri sabah jimnastiğimize oldukça erkenden başlarken , bu ‘günaydınlar’ sahibi tanımadığım şahıslardan yüzlerce, her köşebaşında olduğunun farkına vardım.

Sonra başka köşebaşlarında “20 DK.” adındaki bir başka ‘ücretsiz’ gazetenin de aynı yöntemle dağıtıldığını gördüm. ”Bu da rakip belediyenin herhalde..” asabiyetiyle söylenmemin şiddeti artarken o dakika konuyu mutlaka araştırmam gerektiğine karar verdim.

Hakikaten neyin nesiydi bu ‘ücretsiz’ gazeteler? Şayet bunlar belediyelerinse; gerek ahlaki/etik açıdan -başkalarının parasıyla başkalarına gazete okutmak-, gerek içeriğinde yer alan haberlerin hangi memurun hayat görüşüne ve neye göre seçildiğinin önemi açısından, gerek piyasada ‘normal’ şartlarda rekabet etmeye çalışan gazete şirketlerine yaratılan ‘haksız rekabet’ açısından, herşeyden önemlisi devlete bahşettiğimiz böyle bir keyfiliğin sonunun nereye gidebileceğinin kestirilememesi açısından son derece ‘zararlı’ bir durumla karşı karşıyaydık.

Tam bu hırsla bilgisayarın başına oturmuş, araştırma yaparken birde ne göreyim? Meğer ‘GASTE’ adındaki ücretsiz gazete aslında özel bir şirketinmiş. İstanbul’da 1.000 ayrı noktada 700 görevli tarafından dağıtılan Gaste’nin CEO’luğunu dünyada ücretsiz metro gazetesi trendini başlatan İsveçli Pelle Anderson yapıyor. “20 DK.” isimli diğer gazetenin sahibi ise ‘GASTE’ye rakip Doğan Grubu.

Peki kamu otoritesinin bir şeyi bedava yapmasıyla özel bir şirketin bedava yapması arasında ne fark vardır? Birçok açıdan fark vardır ama en önemli farklardan biri; ‘bedava’ diye birşey olmadığından, maliyetlerin ve olası zararların tüm topluma ‘zorla’ yüklenmesi yerine özel bir şirketin bunları ‘gönüllü’ olarak yüklenmesidir.

Genel itibariyle, ”Fiyatların ve maliyetlerin aşağı, hürriyetlerin ve hayat standartlarının yukarı doğru yol alması” olarak nitelendirdiğim kapitalizm, sanırım birçok engele, haksızlığa ve eleştiriye rağmen Marx’ın ‘tarihsel materyalizm‘ini farklı bir yöne doğru çekiyor. Evet günümüzde pekçok şeyin fiyatı her geçen gün rekabet şartlarından ötürü baskılanıyor, hatta ‘bedava’ dahi olabiliyor.

Ancak sözünü ettiğim durum, ‘malesef’ kamu otoritesinin özel mülkiyetlere zorla el koyduğu proleteryal bir iktidarın faaliyetleri sonucu değil, ‘karşılıklı rıza’ ilkesine dayanan ve bedenine sarılı halatlara rağmen bize o parlak ışığını fırsat buldukça çakan ’serbest piyasa’nın bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi neticesinde gerçekleşmekte…

Comments are closed.