Siyaset Meydanı : Söz Alabilseydim Neler Söyleyecektim?
[Farklı bir başlık ile LİBERALEM dergisinde yayınlandı]
Dün Siyaset Meydanı’nda konu “Kapitalizm”‘di. Konuklar ; Sosyalist Mustafa Sönmez, Sosyal Demokrat Hurşit Güneş, Müdahaleci Liberal Besim Tibuk ve tam olarak neyi savunduğunu program süresince anlayamadığım Mehmet Altan’dı.
Soner Hoca olarak bu programı canlı canlı, yerinden izlemek için stüdyoya gittim. Herkes arka sıralara doğru tıklım tıkış doluşmuşken en ön sıradaki(protokol) koltukların bomboş olduğunu, benim için özel olarak ayrıldığını farketmem uzun sürmedi ve hemen yerimi aldım.
Program, misyon itibariyle karşıt görüşleri biraraya getirmek üzere kurgulanmıştı fakat konuklar ’serbest piyasaların başıboş bırakıldığında nasılda zıvanadan çıktığını, buna elbette devletin müdahale etmesi gerektiği’ söylemi üzerinde fikir birliğine çabuk varınca program bir anda Uzlaşma Meydanı’na döndü. Ben ve birkaç arkadaşım itiraz için ellerimizi havaya kaldırdık ancak reklam arasında ben tuvalete, benimle benzer fikirlere sahip arkadaşım Alper de Ali Kırca ile kulis yapmaya gidince Ali bey reklamlardan sonra direkt Alper’e söz verdi. Allah razı olsun Alper de güzel konuştu. Ben bir ara Alper’i köpek kovalıyor zannettim fakat meğerse Alper hep böyle hızlı konuşurmuş. Benim elim ise programın sonuna kadar havada kaldı maalesef.
Söz alabilseydim, sosyal demokrasi’nin, sosyal adaletin, devlet müdahaleciliğinin yüceltildiği programda ben konuklara ilk olarak “Devlet müdahalesi iyi bir şey ise neden müdahale oranını arttırdığımız ülkeler, müdahale oranı düşük ülkelere göre daha düşük hayat standartlarına sahip?” sorusunu soracaktım. Şükürler olsun ki, tarihi tecrübeler bize devlet müdahaleciliğinin sonuçlarını hem geçmişte hemde günümüzde göstermiştir ve göstermeye devam etmektedir. Bkz. : Sovyetler Birliği, Kuzey Kore, Küba ve Ekonomik Özgürlükler Endeksi.
‘Sosyal Adalet’ serabı peşinde koşanların anlayamadıkları birşey var : Devlet, sosyal adaleti birşeyler yaparak, kanunlar çıkararak sağlayamaz. ‘Sosyal Adalet’ dediğiniz şey herşeyden önce zenginlikle alakalıdır. Zira ancak, ortada bir zenginlik varsa paylaşılabilir. Atilla Yayla’nın söylediği gibi Somali anayasasına bir milyon kere “Somali bir sosyal devlettir” yazsak Somali bir sosyal devlet olabilir mi? Tüm vatandaşlarının eğitim, sağlık vs.. giderlerini karşılayabilir mi? Önemli olan önce zenginlik yaratmaktır ve açıktır ki devlet müdahaleciliğinden uzak piyasalar bu zenginliği yaratmakta oldukça başarılıdır. Anlayamacaklardır ama yinede söyleyim : Sözkonusu zenginliği kendi rızanızla paylaşırsanız bunun adı Özgürlük olur, devlet zoruyla paylaşırsanız Hırsızlık olur. Bu ise başka bir yazının konusudur.
Önceki yazımda da belirttim, yüksek regülasyon (düzenleme-müdahale) düşük hayat standartları demektir. Örneğin işgücü piyasalarını serbestleştiren ülkelerdeki işssizlik oranları, katı işgücü piyasalarına sahip ülkelere göre daha düşüktür. Herkes sanar ki, “işçi alıp-çıkartmak kolaysa veya bir ülkede işverenler üzerindeki sendikal baskılar artarsa işsizlik düşer”. Durum tam tersidir. İşçi alıp-çıkartmanın kolay olduğu Amerika’da işsizlik oranları düşük, katı ve baskıcı Avrupa’da, memleketimizde yüksektir. Bu konuda güzel bir yazı için bkz. : Acar, Mustafa (2003) “Piyasa’nın ‘Görünmez Kalp’i Regülasyona Karşı: Müdahalenin Görünmeyen Sonuçlarına Dair…” PİYASA, 2(5): 33-39.
Finansal piyasalara müdahalede böyledir. Örneğin Kanada ile Amerika’yı karşılaştıralım. Elbette hayallerimdeki düzeyden uzak ancak Kanada’nın finansal piyasalarını incelediğimizde Amerika’ya oranla çok daha müdahaleden uzak bir anlayış görmekteyiz. O halde Kanada’nın daha fazla çalkantılar, inişler-çıkışlar ve krizler yaşaması gerekir. Ama durum böyle değil. Bu konuda güzel bir yazı için bkz. : Lawrence, White H. (2008), “The Subprime Crisis Shows That Government Intervenes Too Little in Financial Markets? It Just Ain’t So!”, THE FREEMAN, October 2008
Belki bugüne kadar pekçok tarihi kriz okuduk ama ilk kez sanırım 1929 ile özdeşleştilen bir krizi yakından izleme şansına sahibiz. Bu yüzden daha iyi araştırma fırsatına da sahip olabiliyoruz. Ancak gelin görün ki Siyaset Meydanı’na katılanların bir tanesi bile “FED’in özellikle Irak müdahalesi sonrası başlattığı akıldışı hareketlerinin serbest piyasa ile ne ilgisi olduğunu” sorgulayamadı, yazıklar olsun.
İnsaf, bu kriz kadar devletin işin içinde olduğu başka bir kriz mi var? En azından bir tanesinden FED’in M3 oranlarından bahsetmesini beklerdim. Ortada 2000 yılından itibaren , her yıl %10′un üzerinde artan bir para arzı (dolaşımdaki dolar miktarı) var. Ekonomi nekadar büyümüş ki siz bu kadar cömert olabiliyorsunuz? Ve ortada bu parayı hesapsız dağıtan, serbest rekabetin ruhuna tamamen aykırı devlet girişimleri var : Fannie Mae ve Freddie Mac. Herşeyi geçtim, ortada devlet tekelinde bir para var. Serbest piyasadan bahsedeceksek parayıda serbest bırakacaksınız, ‘Serbest Bankacılık’ sistemine geçeceksiniz. Söyler misiniz bana bunun neresi “Serbest Piyasanın Krizi”?
Ben Ali Kırca’nın beynine sahip olsam, sergilediği davranışlar yüzünden onu suçlayabilir miyiz? Elbette hayır. Aynı şekilde devlette bir toplumun parasına sahip ise, ekonominin sergilediği davranışlardan artık Serbest Piyasa’yı sorumlu tutamazsınız.
Son kriz açıkça göstermiştir ki bizim hayatımız birkaç politikacının ve bürokratın insafına bırakılmıştır. Çözüm acilen tüm Merkez Bankaları’nın özelleştirilmesi, paranın devlet kontrolü ve tekelinden derhal çıkartılması, Serbest Bankacılık Sistemi’ne yavaş yavaş geçiş yapılmasında yatmaktadır.
Peki bu sistemde kriz olmaz mı? Elbette olabilir. Her maçını 5-0 kazanan bir takım olmadığı gibi, krizsiz bir ekonomik sistemde henüz icat edilmemiştir. Ama emin olun, tüm kontrolün bir tekel yapı yerine farklı irili-ufaklı yapılara dağılması arasında muazzam ölçüde sancı farkları olacaktır.