Loading....
Son yazılanlar:

#

Bertrand Russell ve İnsan Neden Yaşar?

Sakin bir sahil kasabasında genç bir balıkçı yaşarmış. Sabah erken saatlerde kalkar avlanır, öğlen güneşi tepeye varana kadar avladığı balıkları pazarda satar, öğleden sonra da ailesiyle ve arkadaşlarıyla vakit geçirirmiş. Balıkçının genelde bu az çalışan, avare halini gören ve ona nasihatte bulunmak isteyen çok büyük bir şirketler topluluğunun sahibi yaşlı adam “Evlat…senden her zaman gelip alışveriş yapıyorum. Ama görüyorum ki az kazanıyorsun. Neden bir tekne daha alıp işleri büyütmüyorsun? Ayrıca öğleden sonrada aylaklık yapacağına çalışmaya devam etmelisin, böylece daha çok balık toplayabilirsin” demiş…

-”Neden?” demiş genç balıkçı..

Yaşlı ve zengin adam devam etmiş “Sen beni anlamadın galiba..daha çok balık tutman, daha çok kazanman demek” demiş..

- “Peki sonra?” 

- “Sonra daha büyük tekneler alacaksın..yanında adamlar çalışacak…”

- “Ya sonra?”

- “Sonra bir bankadan iyi bir kredi çekip soğuk hava deposu kiralarsın, yeni elemanlar istihdam edersin…”

- “Eeee sonra?”

- “Sonra, işleri daha da büyütür ve bir fabrika kurarsın, dünyaya ihracat yaparsın…”

- “Peki ya sonra?”

- “İtibarın yükselecek, çok daha zengin olacaksın, benim gibi emekliliğine varınca konferaslara çağrılacak, röportajlar verecek, insanlara nasihat edeceksin…”

- “Peki ya tüm bunlardan sonra?”

- “İşte en tatlı kısım burası” demiş yaşlı adam, “Artık yaşlandın ve yoruldun, sahil kasabasında güzel bir ev ve motor alıp hayatının tadına varacaksın…”

Genç balıkçı ise “İyi de ben bunu zaten yapıyorum” demiş…

Evet gerçekten seviyorlar…daha büyük televizyonlar, daha büyük evler, daha şık otomobiller, daha çekici elbiseler, daha güzel masa ve sandalyeler istiyorlar…Hepsi de daha pahalı ama hepsi de güzel. En değerli zamanımız olan boş vakitlerimizi ‘daha yüksek fiyatlı’ mal-mülk edinmeye feda ettik. Daha çok çalışmanın daha iyi olduğuna inandırıldık. Boş oturunca azarlandık, kalkıp iş bulduk. Tek görevi evdeki karısının, komşunun karısından daha az mala sahip olmaması için koşturan insanlarla doluştuk..mesaileri bekler oldular, yazık…kopup gidiyorlar, harcanıyorlar, yazık…Karısının da Allah belasını versin!

Hiçbir zaman ofisteki masamızın üzerinden kaldırmadığımız, hep aynı yerde duran laptop’larımız var artık. Sahi neden aldık biz bu laptop’u!? Ömrümüzün sonuna kadar kullansak dolduramayacağımız kadar boş Megabyte(mb)’larımız var içinde ama neden hala bir üst modeli cezbeder bizi? Mallara ulaşalım derken mal mı olduk gerçekten? İki düğmesi dışında hiçbir tuşun ne işe yaradığını bilmeyen kadınlar niye hala ister ki daha gelişmiş bir çamaşır makinesini? Hemde okuma-yazması olmayan gündelikçiler kullanacaklarken onu…İçini dolduramadığımız kocaman buzdolaplarımız var..Yılın en fazla 3 ayı kullandığımız, 9 ay böceklerin yaşadığı lüks yazlıklarımız da var şehrin dışında…

Bu dünyada sahip olduğumuz en değerli iki nimet : Sağlık ve Boş Vakit. Ve insanoğlunun şükretmekte en cimri olduğu, değerini en bilmediği iki durum..İkisi arasındaki tek fark ; sağlığı kaybedince değerini anlayan adam, boş vaktini büyük bir hırs ve arzuyla feda eder. Hiç de farkında değildir o telaşenin içerisinde ne yaptığının. Hiç de anlamaz. Boş vakit gereksizdir, şeytanın işidir ve kurtulmak gerekir. Kurtulur ve rahatlar. Mallarla rahatlar…başka bir renk bot alınca rahatlar, mesaj yazmaktan başka bir bok bilmeyen çocuğunun cep telefonunu yenisiyle değiştirince rahatlar…İzni bekler, izni biter…hele patronsa çoğu zaman izni de yoktur. Bu yüzdendir tatilde kulağından telefonunu düşürmeyen göbekli ve kel adamların rahatsız edici halleri..Etrafımız bu tiplerle dolu…çoğunun şekeri, tansiyonu vs..var. Kazandıkları servetlerini, emekliliklerinde sağlıklarını geri alabilmek için harcıyorlar, yazık…

Yukarıdaki cümleleri okuyanlar benim Bertrand Russell’dan epey etkilendiğimi düşünebilirler ama yanılıyorlar. Maddi hayatın koşturmacası içerisinde, kalabalık çarklar arasında parçalanıp giden ama hiç de bunlardan haberi olmayan modern insanın hikayesini anlatan ve onu kendisine gelmesi için ustaca bir edebi dille sallayan Russell bir yere kadar gerçekten doğru şeylerden bahsediyor. 

Ancak insanoğlu malesef hayatını sürdürebilmek için hukuk kurallarıyla güvence altına alınmış serbest piyasaya (karşıtlarının nefret dolu dillerindeki ifadesiyle kapitalizm’e) muhtaç. Russell’ın “Aylaklığa Övgü”sündeki az çalışma saatlerinin iktidar olduğu dünyaya ulaşmamız için yapmamız gereken şey ise malesef o çok küfrettiğimiz kapitalizmin daha çok gelişmesine çabalamak. Zira ancak bu sayede artan verimliliğe, beraberinde artan ücretlere ve düşen çalışma saatlerine sağlıklı bir şekilde kavuşacağız..Bunun için hükümet bir adım atmak istiyorsa derhal çalışanlar üzerindeki vergi yüklerini indirmelidir.

Daha devam ederim ama ben bu yazımda iktisat yazmayacağım, canım istemiyor. Konuyla ilgili bir sonraki yazımda Russell ve ütopyasının handikaplarını, anti-etik metodolojisini ele alacağım. Ozaman yazarım…

ACF loading animated gif