Loading....
Son yazılanlar:

#

Sosyalizm : Neden İmkansız? (1)

1917′deki Bolşevik devrimi nihayetinde sosyalizm, kitaplar ve hayaller dünyasından çıkıp dünyanın en zengin doğal kaynaklara sahip topraklarında kendisine yaşama alanı buldu. İnsanlara eşitlik, refah ve daha güvenli bir dünya vaad etti.(1)

Sonunda vaadlerinden sadece birisini gerçekleştirebildi : Herkes ’sefalette eşit’lenmişti…

Yaşadığımız son finansal krizden sonra medyada en ufak bir köşesi olanlar bile hep bir ağızdan ‘Yeni Bir Dünya Düzeni’nin artık gerekli olduğunu, kapitalizmin bu içsel çelişkilerini aşamayacağını, sonunda onunda kilitlendiğini özellikle yazıp durdular/durmaktalar…  

Krizin kapitalist teori ile bir ilgisinin olmadığını konuyla ilgili bir başka yazımda ele almıştım(2). Peki ‘Yeni Bir Dünya Düzeni Mümkün!’ ile ne anlatılmak isteniyor? Elbette örtülü bir biçimde sosyalizm’den bahsediyorlar. Ve onlara göre ne geçmişte S.S.C.B. ne de şu anda Kuzey Kore’de veya Küba’da uygulanan sistem ‘tam sosyalizm’ değil. Sosyalizm başka bir şey. Evet Odtü’deki profesöründen, Fenerbahçeli Kemalettin’e kadar bu böyle..

Bu yazının amacı, sosyalizmin neden ’imkansız’ olduğunu anlatmaktır.

Sosyalist bir sistem kısaca medeniyetin temelindeki 4 kritik olguyu görmezden gelir ve herkes ‘melek olsa’ dahi yıkılmaya mahkumdur :  

1- Piyasa Fiyatları, 2- Kar-Zarar Sistemi 3- Özel Mülkiyet 4- Müşevvikler

1. Piyasa Fiyatları

Önce, anlaması kıyasla diğer konulara göre zor ama onların içindeki en önemli maddeden başlayalım.

L.V.Mises’ten önce sosyalist düşünceyi tenkit edenler,  daha çok ahlaki ve yaptırım cazibesi(müşevvikler) olmaması nedeniyle sistemi eleştiriyordu(3). Mises ise sosyalist sistem altında yaşayan herkesi ‘iyi’ kabul etsek dahi, hatta daha iyi bir ‘şey’ üretebilmek için, piyasa ekonomisindeki girişimci ruhun aynen sosyalist sistemde de devam edeceğini varsaysak bile sosyalizm arzuladığı hedeflerine ulaşamamayacağını söylüyordu, çünkü : sosyalizmde iktisadi hesaplama mümkün değildi. Ve yıllar Mises’i haklı çıkardı…

Peki Mises tam olarak neyden bahsediyordu?

Sosyalist ekonomide üretim araçları (toprak, emek, hammadde, makineler vs…) kamulaştırılır, ‘topluma ait’lerdir(4). Nelerin ‘üretim araçları’ içerisine girdiği ayrı bir tartışma konusu olsa da (örneğin bir yazarın kalemi ve gözlüğü, onun üretim aracı olabilir) şimdilik bu konuyu görmezden gelelim.

Sosyalizmde sözkonusu üretim araçları ortaklaşa ve adil bir biçimde kullanılacaklardır. Kulağa hoş gelen bu sözlerin içi bomboştur. Eğer üretim araçları toplumsal bir niteliğe sahip olacak ise, bu, devletten başka kimsenin toprak, hammadde, makine vs…üzerinde hak iddia edemeyecek olması demektir. Yani üretim araçlarında özel mülkiyet gibi bir durum kabul edilmeyecektir. Bu anlamda bu faktörler, hiçbir mübadeleye konu olmayacak, insanlar arasında alınıp-satılamayacak, stoklanamayacak, alternatif değerlendirmelerde bulunulamayacak ve dolayısıyla bunların bir piyasası ve piyasada oluşan fiyatları olmayacaktır. 

Üretim araçlarının piyasada oluşan fiyatları yoksa ekonomik aktivite ‘imkansız’dır. Piyasada arz ve talebe bağlı oluşan fiyatlar, kıtlığı ve bolluğu haber veren, insanların davranışlarını yönlendiren bir ekonomik pusuladır. Pusulası olmayan gemi nasıl denizde yönünü bulamazsa, piyasa fiyatları olmayan bir ekonomi de ekonomik rasyonaliteyi gerçekleştiremez. Ancak fiyat mekanizması tam anlamıyla işleyen bir ekonomide biz neyin ne şekilde ne kadar üretilebileceğini bilebiliriz. O halde sosyalizmde üretim kararları malesef çoğu zaman karanlıkta, el yordamıyla alınacaktır(5).

Coca-Cola ve Fanta Sosyalist Sistemde Üretildiğinde Ne Olur?

Örneğin sosyalist bir toplumda Coca-Cola ve Fanta’nın üretildiğini düşünelim…Toplum kendi arasında hemen bir değer skalası yaratacaktır. Mesela zamanla 2 Fanta 1 Coca-Cola edecektir. Çünkü insanlar Coca-Cola’yı daha çok seviyorlardır. Ve insanların Coca-Cola ile Fanta’ya sahip olma, onları değiş-tokuş edebilme ve bu sayede onlara değerler atfedilme hakları vardır. Evet, sosyalizmde bu mümkündür. Tüketim malları (Mises’in ifadesiyle ‘Alt Mallar’) açısından pek fazla sorun görünmemektedir. Hatta merkezi planlama yayınladığı bir emirle bundan böyle Coca-Cola’nın Fanta’dan daha çok üretileceğine karar verebilir. İnsanların ellerine daha fazla Coca-Cola kuponu dağıtabilir. Bütün bunlar gerçekten de mümkün olabilir sosyalizmde.

Peki ya üretim malları (Üst Mallar)? Onlar için durum çok daha karmaşık ve zordur. Coca-Cola’nın ne şekilde üretileceğine nasıl karar verilecektir? Hangi makineler kullanılacaktır? Coca-Cola’nın muhteviyatında şeker pancarından üretilen şekeri mi kullanmak daha avantajlıdır yoksa mısır şurubundan elde edilen fruktozu mu? Hangi alternatif renklendiriciler maliyet açısından uygundur? Hangi mühendisin ciklet fabrikası yerine Cola fabrikasında çalışması gerekir? Ambalajında kullanılacak dış yüzey hangi malzemeden basılmalıdır? Aynı malzemeyi, içeceğin muhafazası için mi kullanmalı yoksa bir bilgisayarın kasasını kaplamak için mi? Fabrika şehre 150 km. uzaklıkta mı olmalıdır yoksa 1500 km. mi? vs…daha sayamayacağımız binlerce üretim kararının ardından Coca-Cola soframıza kadar gelir. (Bu noktada basit bir kurşun kalemin bile ne kadar karmaşık üretim süreçlerinden geçtiğini anlatan, dünyanın en güzel makalelerinden “I, Pencil”‘ı(6) okumanızı öneririm ki konuya daha hakim olabilelim.)

Üretim faktörleri için piyasaların ve piyasa fiyatlarının olmadığı (yani insanların bu faktörlere sahip olma, değiş-tokuş edebilme, kıtlıklara-bolluklarına-alternatif kullanımlarına göre değerler atfedebilme vs..hakkı olmaması) bir ortamda maliyet hesabı yahut proje karşılaştırılması yapılamaz. Dünya üzerindeki kıt kaynakların heba olmaması için ise üretim sürecinde alınan kararlar hayati bir rol oynarlar. Tam da bu yüzden üretim faktörlerinin piyasa fiyatlarına sahip olması elzemdir. Ancak bu sayede biz kömürün fiyatı arttığı için petrolü keşfedebildik ve yine ancak bu sayede artan doğalgaz fiyatlarına elektrik ısıtıcılarıyla karşı koyabildik. Hangi kaynakların kıt, hangi kaynakların bol ve kullanımının daha avantajlı olduğunu ancak ’sürekli değişen-dinamik’ bir fiyatlama sistemiyle anlayabildik.

70′lerde Amerika’daki benzin kuyruklarını hatırlayalım. Nedeni, benzinin piyasa fiyatının olmamasıydı…Benzin fiyatları hükümet tarafından piyasa fiyatının altında belirlenmişti. Yani aslında kıt olan bir kaynak, sanki kıt değilmiş gibi bir muamele görüyor ve piyasaya doğru bir sinyalleme yapılamıyordu. Bu sayede ihtiyaç derecesi yüksek olan kişiler/kurumlar, ihtiyaç derecesi çok da yüksek olmayan kişiler/kurumlar ile aynı kuyruğu paylaşıyordu. Çünkü benzinin fiyatı olması gerekenden ucuzdu, yani kaynak israf ediliyordu.

Üretim faktörlerini özel kesimin elinden alıp kolektif bir araç haline getirerek üretim araçlarını fiyatlandırmadan bir üretim yapmaya çalışmak sosyalizmin yaptığı büyük hatalardan ilkiydi. Zira çok karmaşık olan üretim sürecinde piyasa fiyatları olmadan neyin ne kadar ne kalitede ne kapasitede üretileceğini bilebilmek kör-sağır-dilsiz bir adamın kendi kendine Chicago’daki bir kafeden kalkıp İstiklal caddesine gelebilmesi kadar zordu.

Sonuç olarak; Serbest piyasanın olmadığı bir yerde hiçbir fiyat mekanizması (para cinsinden) mevcut olamaz -en fazla siz bir fiyat mekanizmasının olduğunu varsayabilirsiniz-, bir fiyat mekanizmasının olmadığı yerde ise iktisadi planlama akılcı bir biçimde yapılamaz. İktisadi planlama akılcı bir biçimde yapılamıyorsa, sosyalizm en azından hedeflediği amacına (’bolluk durumu’) ulaşamaz ve yarattığı devlet hiçbir zaman ’sönümlenmez’. L.V.Mises de sosyalizmi ‘imkansız’ olarak nitelendirirken bahsettiği tam olarak buydu.

Piyasa ekonomisinin sosyalist ekonomiye olan en büyük üstünlüğü, iktisadi hesaplamanın az-çok mümkün olabilmesidir. Üretim kararları, çok sayıda değişik, karmaşık faktör arasından en etkin bileşimlerin seçilmesi sayesinde alınır. Fakat yukarıda bahsettiğimiz şekilde serbest piyasa tarafından fiyatlandırılmamış bir üretim faktörleri piyasasında ise bu imkansızdır. Üretimde kullanılacak olan kaynaklar verimsiz-israfkar ve yanlış yönlerde kullanılır ki S.S.C.B.’de sistem krize girince hakikat su yüzüne çıkmıştır. Sosyalist sistemde yürürlükte olacak olan fiyatlar ancak ve ancak iki maaşlı memur arasındaki muhasebe kurgularından ibaret olacaktır.

 Kaynakça : 

(1)Leo Huberman, Paul M. Sweezy (2006). Sosyalizmin Alfabesi. Çeviren : Cem Demirkan. İstanbul : Mep Kitap, s.69

(2)Soner Hoca (2008, Ekim). Kurtarma Operasyonu : Biri Serbest Piyasa mı Dedi?, Web : http://www.sonerhoca.com/2008/10/13/kurtarma-operasyonu-biri-serbest-piyasa-mi-dedi/)

(3) A. Gülçin Emre. (2006). Avusturya Okulu İçinde Ludvig Von Mises ve İktisadi Düşünceye Katkısı, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ana Bilim Dalı, İstanbul, Turkey)

(4) K.Marx, F.Engels (2005). Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Çeviren : Muzaffer Erdost, Ankara : Sol Yayınları, s.140

(5) Ludvig Von Mises. (1981). Socialism, Ideas On Liberty

(6) Leonard E. Read. (1996). I Pencil, Foundation For Economic Education

ACF loading animated gif