Uyuşturucu ve “Suçu Önceden Önleme Yetkisi”
Liberalizm ve onun kitlelere tanıdığı geniş özgürlükler herzaman yeni tartışmalar doğurmuş ve doğurmaktadır.
Bu tartışmalar içerisinde zaman zaman uyuşturucu konusu gündeme gelir.
“Madem…” derler, “Madem, o kadar özgürlük veriyorsunuz, uyuşturucu ne olacak? Onu da mı serbest bırakacaksınız?”
Hatta geçtiğimiz günlerde katıldığım bir seminerde de bunun tartışması oldu. Seminere katılan ve islami kesime yakın profesörlerden birisi, “Liberalizm’in mantığına göre kişi doğrudan suç işlemedikçe serbesttir. Bu anlamda uyuşturucu da serbesttir. Ancak diyelim bir eroinman ile aynı apartmanda yaşıyoruz. Bu kişi, madde kullanımından sonra bana ve aileme tehdit oluşturmaktadır. Engellememiz gerekmiyor mu?” şeklinde bir soru sormuştu.
Gerçekten de uyuşturucuyu ne yapacaktık?
Liberal düzen içinde “uyuşturucu içme hakkı” diye bir şey mümkün olamaz mı?
Uyuşturucu içenler topluma zarar mı vermekteler?
Profesör malesef önemli bir noktayı gözden kaçırmaktaydı…
Uyuşturucu içen kişi henüz topluma bir zarar vermiş veya kimseyi tehdit etmiş olmuyordu. Suç işlemesi için ya ‘eyleme geçmesi’ ya da ’apaçık bir tehdit yaratması’ gerekmektedir. Halbuki durum böyle değil. Henüz sadece uyuşturucu içmiş birinin ne kimseye doğrudan bir zararı, ne de tehdidi söz konusudur. Dolayısıyla ortada bir suç yoktur.
Şayet bu kişi uyuşturucu madde kullandıktan sonra eline silah alıp sokağa fırlamış ve dengesiz hareketlerde bulunuyorsa o başka…bu bir tehdit olarak görülebilir ve müdahale edilmesi gerekir. Gerçi bu gibi dengesiz hareketlerde bulunan kişinin ille uyuşturucu almış olması da gerekmez. Yine müdahale gereklidir.
Ama bunlar gerçekleşmeden, ileride oluşacak suç veya tehdidi, ‘önceden önlemeye çalışmak’ problemli bir yoldur.
Neden problemlidir?
Çünkü devlet aygıtına siz bir defa “suçu önceden önleme yetkisi“ verirseniz bunun önünüze neler getireceğini bilemezsiniz.
Bu soruyu soran profesör muhafazakar biriydi. Muhafazakar kesim Türkiye’de en çok baskı görmüş kesimlerden biridir. Kendisi bilmiyor mu bugüne kadar devletin din üzerindeki baskılarının da en önemli argümanlarından birisi “Şimdiden önüne geçilmezse, Türkiye’nin bir şeriat devletine gidebileceği, bu şeriatçıların ise ülkeyi ele geçirince hepimizi keseceği” idi. Onlar da kendilerine göre ileride ortaya çıkabilecek bir suçu önceden önlemeye çalışarak türbanı bile yasaklamadılar mı?
Tersi bir durum da mümkün olabilir. Araştırmalara göre dine çok bağlı insanlar daha az suç işlemekteler. Devlet bu araştırmadan yola çıkarak, “ileride suç işlememizi önlemek amacıyla” bizi camilere, kuran kurslarına vs..zorla gönderse ne olacak? Ne diyebiliriz? O yetkiyi verdik ya bir kere…ucu her yere gidebilir.
Peki şunu düşünsenize…”Suçu önceden önleme yetkisi”ni verdiğimiz devlet, 11 Eylül saldırılarını örnek göstererek dinin şiddeti ve suçu teşvik ettiğini öne sürüp, bundan dolayı ülkedeki tüm ibadethanelere giriş-çıkışların devlet kontrolünde falan yapılacağına dair bir kararname çıkartsa ne gibi bir itirazda bulunabiliriz?
Yani konu o kadar basit değil.
Gönül ister ki kimse zararlı maddeler kullanmasın ve keşke bunu önlemenin kesin bir yolu olsa…Ama malesef çözüm bu değil. Zira kendisine “suçu önceden önleme yetkisi” verdiğimiz bir devlet zamanla bu hakkını başka alanlara kaydırabilir.
Peki ne yapılabilir?
Örneğin profesör ve ailesi, uyuşturucu kullanan kişilerle aynı apartmanda yaşamayabilir, taşınabilir. Yahut apartman sakinleri madde bağımlısıyla iletişim kurmayarak zamanla onu dışlayabilir ve başka bir yere taşınmasını meşru yollardan zorlayabilir. Uyuşturucuyla mücadele alanında faaliyet gösteren derneklere yardımda bulunan kişilere, şirketlere vergi indirimleri falan getirilebilir, televizyonlarda bu alanda bilinçlendirici programlar, reklamlar gösterilebilir vs…
Hepsi ama hepsi o “zor”dan çok daha iyi ve çok daha makul karşılanabilir çözümlerdir. Zira yasaklamak bir şeyi çözmez. Toplumda bir talep varsa bu talep karşılanır. Yasaklarsanız daha pahalı ve illegal yollardan karşılanır. Önemli olan sinekleri avlamak değil, bataklığı kurutmaktır.
Son olarak devlet dediğimiz şey ise çok güvenmememiz gereken “Zorunlu Bir Kötü”dür. Onu terbiye etmek bizim elimizde. Terbiye ise daha az kanun çıkartarak olur, daha çok yetkilendirerek değil…