Loading....
Son yazılanlar:

#

Serbest Piyasa Ve Katırcıoğlu’nun İktisadı (1)

Bu makale, Taraf Gazetesi yazarlarından Erol Katırcıoğlu’nun çeşitli tarihlerde kaleme aldığı ‘Sol Ve Piyasa (1 , 2)’ başlıklı yazılarına karşıt bir denemedir.

Katırcıoğlu yazmış olduğu yazılarda Serbest Piyasa’yı sadece zenginleri koruyan, fakirleri ilelebet fakir kalmaya mahkum eden, doğru dürüst bir zenginlik üretemeyen, aksine müthiş eşitsizlikler ve adaletsizler üreten bir sistem olarak tanımlamaktadır.

Öncelikle bu satırların yazarı dahil olmak üzere dünya üzerinde yüzbinlerce serbest piyasa/piyasa ekonomisi savunan araştırmacı, düşünür ve akademisyen vardır. Eğer serbest piyasa Katırcıoğlu’nun çizmiş olduğu çerçevede bir sistem ise, sanırım bizlerde fakirlerden nefret eden, sürekli zenginlerin kazanmasını isteyen, ekonomik eşitsizlikleri arzulayan, içinde en ufak insan sevgisi olmayan, hayvani varlıklarız.

Böylesine ‘insanlık dışı’ bir düşünceyi savunabilmek mümkün olabilir mi? O halde piyasa ekonomisi taraftarlarının gerçekte neyi savunduklarına kulak vermekte yarar var. Piyasa ekonomisi fakirler için daha iyi yaşam standartları sunmasaydı emin olun onu bir dakika bile savunmaya çalışmazdım.

Birinci argüman : “Serbest Piyasa’da fakirler zengin olamaz” mı?

Yukarıdaki marksist argüman yüzyıl önce savunuluyor olsaydı, sanırım en ateşli piyasa savunucusunun kafasında bile “acaba?” diye bir soru işareti oluşabilirdi. Günümüzde ise bu argümanın bir hurafe olduğunu ispat etmek hiç de zor değil.

Çünkü dünün fakir olarak adlandıracağımız insanları bugün en zenginler listesine bile giriyorlar. Dünyanın en zengin insanlarının bir çoğu çocukluklarında alt ve orta kesime mensup ailelerin çocuklarıydı.

Bill Gates, Michael Dell, Steve Jobs, Masaru Ibuka, Karl Albrecht, Google’ı kuran Sergey Brin, Larry Page vs…bunlardan sadece birkaçı..

Sadece dünya değil, Türkiye’nin en zengin iş adamlarınında bir çoğunun zor çocukluk yılları geçirdiğini biliyoruz. Hepsini geçin, çevrenize bakın…çevrenizde de muhakkak varlıklı insanlar ve onların şaşırtıcı hayat hikayeleriyle karşılaşacaksınız.

Eskiden insanlar doğuştan fakirlerse, fakir öleceklerine inanırdı. Günümüzde ise modern insanın algısı değişti. İnsanlar görece fakir doğsalarda bir gün zengin olabileceklerine inanıyor, bu uğurda çalışıyor ve olabiliyorlar.

Amerikan dolar milyarderlerinin beşte dördünün servetlerini miras yoluyla değil, bir şeyler yaratıp kazanmış olmaları bunun en önemli delili.

Elbette görece fakir doğan insanların bir servete kavuşmaları, hayat standartlarını yükseltmeleri, görece zengin olanlara göre daha yorucu bir süreç. Ama bu neden bizim piyasa ekonomisini suçlu ilan edip asmamıza sebep olsun ki?

Keşke öylesine bir ekonomik sistem icat edilmiş olsa da, yeryüzünde yoksulluktan uzak bir ‘cennet bahçesi’ oluşturabilsek. Maalesef ne piyasa ekonomisi ne de bugüne kadar denenen başka sistemler bunu başaramadı ve uzun vade de başaracağa benzemiyorlar. Ancak piyasa ekonomisi, kullanılan ekonomik sistemler içerisinde yoksullukla en etkili şekilde savaşmış sistemdir. Savunumun yegane sebebide bu yadsınamaz gerçektir.

Herkesi maddi anlamda eşitlemeyi deneyen totaliter sistemlerin bunu başaramadıklarını, başarsalar bile herkesi ‘fakirlikte eşit’lediklerini yeterince tecrübe etmedik mi? Bu ‘doğaya karşı isyan’ımıza bir son vermemiz için yeterince acı ve açık bir olgu değil miydi?

Serbest piyasanın fakirlerin aleyhine olduğu doğru olsaydı, piyasa ekonomisinin ilkelerini (özel mülkiyet, serbest ticaret özgürlüğü, hukukun hakimiyeti vs..) görece daha çok uygulayan ülkelerin fakir kalması gerekmez miydi? Halbuki piyasa ekonomisini daha çok uygulayan ülkeler yoksullukla savaşmada daha başarılı olmuşlardır. Hong-Kong’ta, Amerika’da veya İngiltere’de yaşayan bir işçinin, bir otomobil alabilmek için Rusya’daki işçiden daha az saat çalışmasının nedeni de budur.

Her şey bir yana, serbest piyasa yüzünden fakirler sürekli fakir kalsaydı, ‘mantık gereği’ dünyadaki üzerindeki hiç bir devlet bir gelişme kaydedemezdi. Zira tüm ülkeler görece “fakir” olarak yola çıkmışlardır.

Neredeyse bütün vatandaşların yoksul olduğu 1950’li yılların Hong-Kong’unu düşünelim. Çin’den düzenli ve yoğun miktarda göç almasına rağmen Hong-Kong bugün dünyanın en zengin ülkesidir. Peki bu ülke serbest piyasa dışında bir sistem uyguladı da biz mi bihaberiz?

Her yıl yayınlanan Ekonomik Özgürlük Endeksi’ne göre serbest piyasa ilkelerini daha çok uygulayan ülkeler, daha çok kişi başına gelire sahip ülkelerdir.

Piyasa ekonomisinin fakirlerin aleyhine olduğu argümanı, günümüzde üçüncü sınıf bir ‘sosyalist ezber’den başka bir şey değildir.

İkinci argüman : “İnsanları Maddi Yönden Eşitlemek İyi Bir Şey” midir? 

Aslında ‘maddi yönden eşitlik’ kendi başına temelsiz bir argümandır. Varsayalım, sizin modern ölçülerde ‘iyi’ bir hayat yaşamanız için yaklaşık ayda 15.000 TL kazanmanız yetiyor. Başkalarının ayda 2 Milyon veya 50 Milyon TL kazanması, elbet onlarla aranızda bir ‘uçurum’ olduğunu gösterir ama bu, sizin sözkonusu ‘eşitsizlik’ten muzdarip olduğunuzu göstermez.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir örnek verelim : Ekonomik yönden eşitsizliği ölçmek için araştırmacılar ‘gini katsayısı’nı kullanırlar. Buna göre bir ülkenin gini katsayısı ne kadar yüksek ise o ülkede ‘gelir eşitsizliği’ o kadar fazladır. Şimdi size bir soru ; gini katsayısı yüksek, yani gelir eşitsizliği fazla olan Amerika’da mı yaşamak istersiniz? Yoksa Amerika’ya göre çok daha ‘eşitlikçi’ bir dağılıma sahip Azerbaycan’da mı? Kanada’da mı yaşamak istersiniz? Yoksa Kanada’dan çok daha ‘eşitlikçi’ Özbekistan’da mı? Sanırım bu konuda daha fazla yoruma gerek yok.

‘Maddi Yönden Eşitlik’ argümanını sık sık kullananların bir başka anlayamadığı şey zenginlerin çok daha zengin olmalarının ille de birilerinin fakir olmasını gerektirmediğidir.

Toplumsal servet sürekli yaratılmaktadır. Zenginlik ve ‘pasta’ sabit değildir. Pasta sürekli büyümektedir. Genelde kullanılan ‘zenginler daha zengin, fakirler daha fakir oluyor’ ezberininde ancak yarısı doğrudur. Evet zenginler daha zengin oluyor ama fakirler daha fakir olmuyor, ‘daha az fakir’ oluyorlar.

Mesela Çin. Çin küreselleşmeye adapte sürecini son yıllarda iyi kullanarak, 1978’den sonra ekonomisini daha liberalize ederek milyonlarca vatandaşını ‘daha fakir’ olmaktan kurtardı. Tarım liberalizasyonu sayesinde 800 milyon Çin’li çiftçi gelirlerini iki katına çıkarttı. Bu ille de birilerinin fakir olması uğruna olmadı.

Ya Hindistan’a ne demeli? Reform başlattığı doksanlı yıllarda Hindistan ekonomisi muazzam büyüdü. Sadece 93-99 yılları arasında 1966’da %62 oranında olan yoksulluk oranı %32’ye düştü. Sırf bu sayede 300 milyon Hindistan vatandaşı yoksulluktan kurtuldu. Bunlarda birilerinin fakirliği uğruna olmadı.

Çünkü ekonomide pasta sabit değil, sürekli büyümektedir..Yıllık büyüme hızlarınızı ne kadar arttırırsanız, pastanızı o oranda arttırırsınız ve birilerinin büyümesi ille de birilerinin kaybetmesi anlamına gelmez, eskiden verimsiz kullandığınız kaynakları, şimdi daha verimli kullandığınız anlamına gelir.

Makalenin ikinci bölümü “Serbest Piyasa Toplumsal Çıkarı Düşünmez mi?” ve “Kar Güdüsü İnsanlığın Düşmanı mıdır?” türündeki diğer sol argümanları da inceleyip Katırcıoğlu’nun kafasındaki ‘bulanık’ iktisadi düşünceyi ‘netleştirmeye’ çalışacaktır.

ACF loading animated gif