<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Soner Hoca</title>
	<atom:link href="http://www.sonerhoca.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sonerhoca.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 31 Jul 2011 23:26:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Yeni Blog Bildirimi</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2011/07/31/yeni-blog-bildirimi/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2011/07/31/yeni-blog-bildirimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 22:54:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Yeni blogum : tuncelis.tumblr.com Hayat memat meselelerine oradan devam edeceğiz. Soner Hoca kadar sıkmayacak sizi, daha kısa, daha aktüel, daha sık güncellenen ve çektiğim fotoğrafları daha rahat paylaşabileceğim bir yer olacak gibi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni blogum : <a href="http://tuncelis.tumblr.com/">tuncelis.tumblr.com</a></p>
<p>Hayat memat meselelerine oradan devam edeceğiz. Soner Hoca kadar sıkmayacak sizi, daha kısa, daha aktüel, daha sık güncellenen ve çektiğim fotoğrafları daha rahat paylaşabileceğim bir yer olacak gibi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2011/07/31/yeni-blog-bildirimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAMİT</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2011/05/29/hamit/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2011/05/29/hamit/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 22:23:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ve diğerleri...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[İyi hatırlamam tarihleri ama sanırım ya 1998 ya da 99&#8242;du. O zamanlar lisede okuyor, siyasete ilgi duyuyordum. Henüz Hamit&#8217;le tanışmamıştık. Şimdilerde olmayan, o zamanlar olmasa da olan Kanal E diye abuk bir kanalda, Besim Tibuk diye biri konuşuyor, konuştukça ekrana &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2011/05/29/hamit/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İyi hatırlamam tarihleri ama sanırım ya 1998 ya da 99&#8242;du. O zamanlar lisede okuyor, siyasete ilgi duyuyordum. Henüz Hamit&#8217;le tanışmamıştık. Şimdilerde olmayan, o zamanlar olmasa da olan Kanal E diye abuk bir kanalda, Besim Tibuk diye biri konuşuyor, konuştukça ekrana kilitleniyordum. Evde babam falan varsa &#8220;adam güzel konuşuyor&#8221; deyip, onunla beraber izliyorduk. Besim Tibuk, NET Holding&#8217;in sahibi ve Liberal Demokrat Parti&#8217;nin başkanıydı.</p>
<p>Adamı sürekli takip etmem babamın da dikkatini çekmiş olacak ki, &#8220;İstersen seni tanıştırayım, tanıyorum&#8221; dedi. Hamit&#8217;le ise hala tanışmamıştık&#8230;</p>
<p>Besim bey bizi odasında ağırladı, &#8220;Ne içersin?&#8221; dedi. Ben de heyecandan &#8220;Hiç..&#8221; dedim. &#8220;İç..iç bişey iç, çay iç&#8221; dedi. &#8220;Olur&#8221; dedim.</p>
<p>Babam &#8220;bizim çocuk da yazıyor bişeyler, yanında getirdi&#8221; dedi. Siyasetle ilgili yazılarımın olduğu sayfaların çıktılarını Besim beye verdim. Besim bey yazılara baktı, okudu mu, okur gibi mi yaptı, tam anlamadım ama inceledi yani epey&#8230;O zamanlar türbanın okullara falan girmesine karşıydım. Emin Çölaşan&#8217;dan falan bol alıntılar vardı yazılarımda. &#8220;Türban takacaklarsa Arabistan&#8217;da okusunlar kardeşim&#8221; türünden cümleler kurardım. Onları da gördü herhalde ama ses etmedi adam, bir şey demedi. Belki babam olmasa, &#8220;ulan senin kafan yerinde mi? Burası Liberal Demokrat Parti, liberaliz biz, özgürlükçüyüz!&#8221; falan derdi. Bir şey demedi.</p>
<p>3 &#8216;kötü yazı&#8217;, 1 &#8216;iyi yazı&#8217;yı götürmemiş olacak ki, sohbetin sonlarına doğru &#8220;gel sen bizim gençlik kolunda çalış&#8221; dedi. Uçtum, uçtummmm, havalara uçtummm!&#8230;Gören de İş Bankası&#8217;nda Genel Müdürlüğe terfi etti sanır. Hamit ise o yıllar işsizdi.</p>
<p>Bu ziyaretin ardından ben deliler gibi LDP Gençlik Kolları&#8217;nda çalışmaya başladım. Pazartesi Beşiktaş/Balmumcu, hafta içleri okuldan çıkar Bakırköy İlçe Başkanlığı&#8217;na giderdim. O kadar çok çalıştım ki 2-3 hafta sonra hemen Bakırköy Gençlik Kolu Başkanı yaptılar beni. Özellikle 35 yaş altı kim varsa herkesle ben ilgilenirdim. Hamit o zamanlar DYP&#8217;deydi ve biz hala tanışmamıştık</p>
<p>Konumuz Hamit ise, onu çok bekletmeyelim. Bir gün boş boş ilçe başkanlığında oturuyordum. Kapı çaldı. Hamit geldi. Üzerinde bir takım elbise vardı, kibar konuşuyordu. Partiye kayıt olmak istiyordu. Ben hemen formları çıkarttım. &#8220;Ne iş yapıyorsunuz?&#8221; dedim, Hamit hiç bir iş yapmamasına ve okumamasına rağmen hafif tebessüm ederek, &#8220;Makine Teknikeriyim&#8221; dedi. Ve Hamit, neredeyse onu tanıdığım 7-8 sene boyunca, kim sorsa &#8220;Makine Teknikeriyim&#8221; dedi. Çok sallardı Hamit.</p>
<p>Hamit bizim toplantılara gelmeye başladı, ilginç bir tipti. Mail adresi : hamit@yahoo.com&#8217;du ama bilgisayarı yoktu. Hamit&#8217;in evi de yoktu. Arabayla milleti her zaman aynı adrese bırakırken, Hamit&#8217;i her zaman farklı bir adreste bırakırdık. Hamit&#8217;i çok kişi sevmezdi ama biz 3-4 arkadaş ve Hamit hep beraberdik. Bağımlılık yapardı Hamit.</p>
<p>Onun parasız, işsiz güçsüz gezen ama hayattan muazzam zevk alan hali, kafaya çok şey takmayışı ve tüm bunlara rağmen kendine olan anlamsız özgüveni bizi bizden alıyordu. Eğer buluşuyorsak, Hamit olmadan buluşmanın anlamı yoktu artık bizim için. Şahsına Münhasırdı Hamit.</p>
<p>Yenibosna&#8217;daki Güllüoğlu&#8217;na giderdik. Herkes menüden tatlısını seçerken, o tüm tatlılardan karışık bir tabak isterdi. Garson da biliyordu artık, Hamit oturur oturmaz garsona &#8220;Asorti&#8221; derdi, garson Hamit&#8217;e özel tatlı tabağını getirirdi. Kebapçıya gitsek mutfağa gider, etleri inceler, ustayla sohbet ettikten sonra kararını verirdi ve hiç hesap ödemezdi Hamit.</p>
<p>Dedim ya işsizdi Hamit, çalışmazdı. Ama süper &#8220;çalışıyormuş&#8221; taklidi yapardı. Cebinde hep kartvizitleri vardı. Kocaman yazardı &#8220;Makine Teknikeri&#8221; diye. Gerçekten de bazen iş gelirdi, arayan olurdu, koşa koşa giderdi..Nasıl yapıyorsa yapardı. Becerikliydi Hamit.</p>
<p>Halı saha maçlarına giderdik, manyak kaleciydi Hamit. Küçüksuyuspor&#8217;da mı ne oynuyormuş eskiden. Büyük ihtimal atıyordu. Bir gün yine kaleci olacaktı. Her şey hazırdı. Hamit &#8220;ben kaleden sıkıldım&#8221; dedi. &#8220;Ulan şimdi mi söylenir?&#8221; dedik, &#8220;geç&#8221; desek de dinletemedik. Geçmedi kaleye. İnatçıydı Hamit. 8&#8242;e 7 maç yaptık. Bizim takımdan 10&#8242;ar dakika herkes kaleye geçti. Hamit dışarıdan bizi seyrediyordu. Maç bitti, fark yedik. Fark yemekten çok hiç zevk almadık arkadaş. Hepsi Hamit yüzünden. O gün ilk kez sinirlendik Hamit&#8217;e. Yolda eve dönerken &#8220;İn lan!&#8221; dedik. &#8220;Param yok dönemem&#8221; dedi. &#8220;S.ktir git&#8221; dedik, indi. Ertesi gün &#8220;Naaptın?&#8221; dedik, &#8220;Durakta yattım&#8221; dedi. Bize bozulmazdı ve dışarıda kolaylıkla uyurdu Hamit.</p>
<p>Bir gün LDP&#8217;nin ikinci adamıyla önemli bir konu hakkında görüşecektik. Konuyu hatırlamıyorum, çok da önemli değilmiş demek. Randevu aldık. Odaya girmeden önce birbirimize söz verdik. Çok sert konuşacağız ve istediğimizi alacağız. Hamit de bizimle. Herkes tamam dedi. Çatık kaşlarla odaya girdik masaya oturduk. Sert sert bakıyoruz etrafa. Çok artistiz. Adam &#8220;Buyrun?&#8221; dedi ve sigaraya uzandı. Hamit önünü ilikledi, aniden ayağa fırladı ve &#8220;Ben yakayım boşkanımm!&#8221; dedi, gitti adamın sigarasını yaktı. Bütün büyüyü bozdu. O dakikadan itibaren artık girdiğimiz tribin hiç bir anlamı kalmadı. Adam da 45dk. kesintisiz Süleyman Demirel gibi konuşa konuşa bizi uyuttu, salladı gitti. Yalakaydı Hamit.</p>
<p>Bir gece karar verdik, Süleyman Demirel&#8217;i ziyaret edeceğiz. &#8220;Nasıl gideceğiz?&#8221; dedik. Tuncay&#8217;ın minibüsü vardı, &#8220;Ben götürürüm&#8221; dedi. Kar-kış kıyamet, gece biz minibüse bindik, hiç bir randevu almadan Süleyman Demirel&#8217;le konuşmak için Ankara&#8217;ya gittik. Yoldan geçenlere &#8220;Süleyman Demirel nerede oturuyor?&#8221; diye sorduk, &#8220;Güniz Sokak&#8221; dediler. Bazıları &#8220;Ne yapacaksınız?&#8221; diye sordu, Hamit de onlara &#8220;İade-i ziyarette bulunacağız&#8221; dedi. Halbuki Süleyman Demirel bizi hiç ziyaret etmemişti. Hiç de tanımıyordu. Gururluydu Hamit, kendini ezdirmezdi.</p>
<p>Partide ne zaman bir başkanlık için seçim olsa, Hamit muhakkak aday olurdu. Neye aday olduğu önemli değildi. Bazen LDP Gençlik Kolları Başkanlığı&#8217;na, bazen İstanbul İl Başkanlığı&#8217;na, bazen de Genel Başkanlığa aday olurdu. Biz de hep gülmek için Hamit&#8217;in konuşmasını dinlemeye giderdik. Bir gün yine bir başkanlık için adaydı bu. Adaylar ve tabii ki Hamit &#8220;kim ulan bu?&#8221;lar eşliğinde konuşmasını yaptı. Yerine oturdu. Konuşmasının ardından oylar açıklandı. İki aday eşit, diğer adaylar da çok az oy almıştı. Hamit ise sadece 1 oy almıştı. Hamit&#8217;e oy veren tek kişi kendisiydi. İki eşit oy alan aday tekrar kapışacaktı. Yani herkes 2 aday için tekrar oy verecekti. Bu durumda, Hamit&#8217;in oyu da çok önemliydi. Hamit söz istedi, mikrofona geldi. Herkes ne diyecek diye gözünün içine bakıyordu Hamit&#8217;in..ve Hamit &#8220;Bana oy verenler serbesttir&#8221; dedi. Yerlere yattık gülmekten. Başkan olmasa da başkanmış gibi, arkasında kitleler varmış gibi takılırdı Hamit.</p>
<p>Biz Hamit&#8217;i çok severdik. Bir gün burun etimi aldırmak için ameliyat oldum. Narkozun etkisi yavaş yavaş geçiyordu. Herkes başımda, abim &#8220;Ne istersin?&#8221; dedi. Ben &#8220;Hamit&#8221; dedim. Annem &#8220;Hamit kim ya?&#8221; dedi, abim &#8220;arkadaşı&#8221; dedi. Hamit&#8217;in numarasını bulup aradılar, hemen taksiyle geldi Hamit. O gelene kadar biraz ayılmıştım. Başladık Hamit&#8217;le gülmeye. Ne annem, ne babam çok ısınmadılar Hamit&#8217;e. Kötü gün dostuydu Hamit.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin çok özgürlükçü olmadığı yıllardı&#8230;Ahmet Altan aşk romanları, Mehmet Ali Erbil Özlem Yıldız&#8217;a, Hamit ise partideki tüm kızlara yazardı. Ama sorsan kimseyi beğenmezdi. Sevdiğini söylemezdi Hamit. LDP&#8217;nin popüler olduğu yıllardı. Biz gençlik kolları olarak neredeyse her hafta protesto gösterileri düzenliyorduk. Protestolarımızda hep mizahi bir unsur olsun istiyorduk. O zamanlar doğalgaza devlet zam yapmıştı. Biz de dedik ki, &#8220;DoğalGazık Eylemi yapalım&#8221;. Yalnız kocaman bir kazık bulmamız lazım. En az 1 metre. O hafta çok kar yağıyor, okullar, iş yerleri her yer tatil. Hamit &#8220;Ben bulurum.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Tamam&#8221; dedik. Hiçbirimiz inanmadık Hamit&#8217;e. Arabası yok, parası yok, her yer tatil, kar-çamur, nereden kazık yaptıracak? &#8220;Gene atıyor&#8221; dedik. Beni aradı, &#8220;Nereye geleyim?&#8221; dedi..O zamanlar eylem hazırlığı yaptığımız bir ofis var Bahçelievler&#8217;de. Çağırdık oraya. Saat çok geç oldu, Hamit yok. Arıyoruz, cebi kapalı. &#8220;Ulan yine salladı&#8221; dedik. Çıkmaya yakın pencereden baktım. Biri elinde kocaman bir şey ile karların içinden ağır ağır yürüyor. Geldi, çaldı kapıyı, neredeyse 1,5 metrelik devasa bir kazık elinde. Keresteci bi tanıdığında yaptırmış. &#8220;Sen nasıl geldin olm bu karda bununla?&#8221; dedik..Şirinevler&#8217;e kadar parası yetmiş, oradan yürümüş! Hiç bir şey söylemeden, elektrikli sobanın önüne gitti. Ayaklarını sobanın önüne uzattı ve uyudu. Vefalıydı Hamit.</p>
<p>Yıllar çok ilerledi&#8230;biz Hamit&#8217;le hiç kopmadık. Besim Tibuk&#8217;un partiyi bırakmasından sonra biz de soğuduk. Çok gitmez olduk partiye ama 4-5 arkadaş hep buluşurduk. Hamit ise her buluşmada olurdu. 3 kişi bile buluşsak birisi muhakkak Hamit&#8217;ti. Hamit bir telefoncuda çalışmaya başladı. O gün de yılbaşı. Hamit, &#8220;ben dükkandayım&#8221; dedi. Ben de &#8220;ulan yılbaşı dediğin nedir?&#8221; dedim, yılbaşı günü Hamit&#8217;in dükkana gittik. Bir de ne görelim? Hamit saçlarına garip kimyasal bir boya sürüyor. Balyajmış. &#8220;Ne bu olm?&#8221; dedik, &#8220;2 saat duracak, sonra tüm kızlar bana hasta olacak&#8221; dedi. O sırada bir kız girdi dükkana, kontör alacak. Hamit kafasında abuk subuk sardığı balyajlarla kıza kontörü uzattı, parayı aldı, para üstünü verdi. Çok rahat adamdı Hamit, hiç bir şeyden çekinmezdi. O gün yılbaşını telefoncuda kutladık.</p>
<p>Yıl 2007&#8242;ydi. Yine buluşacaktık. Hamit geldi, &#8220;hastayım, doktora görünmem lazım&#8221; falan dedi. Çok üstünde durmadık, hatta dalga geçtik para koparmaya çalışıyor diye&#8230;ertesi hafta doktora göründüğünü, testislerinde kist tespit edildiğini, ameliyat olacağını söyledi.</p>
<p>Artık Hamit&#8217;i ciddiye almaya başladığımız zamanlardı. Doktoru ameliyatın iyi geçtiğini, kistin kötü huylu olmadığını ancak ilaçları kullanması gerektiğini söylemiş Hamit&#8217;e. Bizim Hamit, kendini iyi hissedince ilaçları kullanmayı kesmiş. Haberimiz yok. Çok da üstünde değiliz bu konunun. Basit bir şey sanıyor, eski günlerdeki gibi takılıyoruz. Hamit tekrar fenalaştı. Babası falan geldi Erzincan&#8217;dan. O güne kadar ilk kez Hamit&#8217;in kan bağı olduğu birini gördük. Akrabaları falan çıktı&#8230;O zamana kadar Hamit hep tek adamdı.</p>
<p>Önce Ankara&#8217;ya gitti, ameliyat oldu. Oradan ambulansla İstanbul&#8217;a naklettiler. Arada sırada konuşabiliyorduk Hamit&#8217;le. Konuştuğumuz zamanlarda da ne dediğini anlamakta güçlük çekiyordum. Yoğundu Hamit&#8217;e verilen ilaçlar, konuşmada zorlanıyordu. En son telefon görüşmemizde o da beni aramak istemiş. Aradı, hemen açtım. Bir çok cümle söyledi, bir çoğunu anlamadım, ama bir ara &#8220;Oğul ben gidiyorum&#8230;hakkını helal et&#8221; dedi. &#8220;Hamit dalga geçme, doktorlarınla konuştuk, iyi konuşuyorlar, düzeleceksin&#8221; dedim. Bu sefer ben attım. Çünkü doktorları iyi konuşmuyordu. En son öylece kapattık telefonu. Öldü Hamit, bu günlerde, 4 sene önce.</p>
<p>O zamanlar hiç bir şey hissetmedim. Hani başta çok acır ya için, sonraları geçer, azalır. Bende tam tersi oluyor galiba. Her geçen sene, Hamit&#8217;in yokluğu daha çok acıtıyor içimi. Çok ilginç bir adamdı Hamit. Çok enteresandı. Ondan sonra hayattan çok soğudum. Biz 5 arkadaştık. Hamit öldükten sonra neredeyse bir daha hiç toplanmadık, toplanınca da hiç zevk almadık ettiğimiz muhabbetten..Sonra birimiz evlendi, bir diğerimiz başka şehire gitti vs&#8230;telefonda bile çok konuşmadık. Hamit olmadan bir anlamı yoktu artık o 4 kişinin, zira tüm muhabbet Hamit üzerinden dönerdi.</p>
<p>Bilmediği şey yoktu Hamit&#8217;in. Bilmediği bir soru sorunca da, kesinlikle &#8220;bilmiyorum&#8221; demezdi, muhakkak bir cevabı vardı. Ama sorunun cevabını düşündüğünü anlamamamız için, soruyu sorduğumuz anda &#8220;Eyk?&#8221; dye bir ses çıkarır, soruyu anlamamış gibi yapar, tekrar sordurtur, zaman kazanırdı. Kurnazdı Hamit.</p>
<p>O öldükten sonra bana o &#8220;Eyk..&#8221; kaldı bu hayatta. Öldüğünü öğrendiğim zaman da çıktı ağzımdan, çünkü çok anlamsız ve zamansız gitti. Ve şimdi bu hayatta anlam veremediğim ne varsa ben hep &#8220;Eyk..&#8221; derim. Rahmetliden bana yadigar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2011/05/29/hamit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soner Hoca Konuşuyor…</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2009/04/19/soner-hoca-konusuyor/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2009/04/19/soner-hoca-konusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 02:18:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2009/04/19/soner-hoca-konusuyor/</guid>
		<description><![CDATA[Soner Hoca, 22 Nisan Çarşamba günü Taksim/Elmadağ&#8217;da genç bir topluluğa &#8221;Sosyal Devlet Irkçılığı Teşvik Eder mi?&#8221; başlıklı ilginç bir konuşma yapacak. Türkiye&#8217;nin en hızlı büyüyen gençlik hareketlerinden 3H Hareketi&#8217;nin düzenlediği &#8220;Milliyetçilik Sarmış Dört Bir Yanımı&#8221; seminerinde yapılacak konuşmanın ardından Taraf Gazetesi yazarı &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2009/04/19/soner-hoca-konusuyor/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soner Hoca, 22 Nisan Çarşamba günü Taksim/Elmadağ&#8217;da genç bir topluluğa &#8221;Sosyal Devlet Irkçılığı Teşvik Eder mi?&#8221; başlıklı ilginç bir konuşma yapacak.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin en hızlı büyüyen gençlik hareketlerinden 3H Hareketi&#8217;nin düzenlediği &#8220;Milliyetçilik Sarmış Dört Bir Yanımı&#8221; seminerinde yapılacak konuşmanın ardından Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı&#8217;da &#8220;Liberaller Yükselen Milliyetçiliğe Nasıl Yaklaşmalı?&#8221; başlıklı bir sunum gerçekleştirecek.</p>
<p><font color="#000000"><u><strong>Yer :</strong></u></font> Friedrich Neumann Vakfı Seminer Salonu</p>
<p><u><font color="#000000"><strong>Adres :</strong></font></u> Cumhuriyet Cad. No: 6 D:13 Elmadağ/İstanbul</p>
<p><u><font color="#000000"><strong>Tarih :</strong></font></u> 22 Nisan Çarşamba 2009</p>
<p><u><strong>Saat:</strong></u> 19:00-21:00</p>
<p><u><strong>Telefon :</strong></u> 0535 562 65 21</p>
<p><u><font color="#000000"><strong>Web:</strong></font></u> <a href="http://www.3hhareketi.org/">www.3HHareketi.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2009/04/19/soner-hoca-konusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşkolikler İçin Bir Tavsiye</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2009/04/13/iskolikler-icin-bir-tavsiye/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2009/04/13/iskolikler-icin-bir-tavsiye/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2009 14:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2009/04/13/iskolikler-icin-bir-tavsiye/</guid>
		<description><![CDATA[Ernie J. Zelinski&#8217;nin Boyner yayınlarından çıkan ÇALIŞMA(MA)&#8217;NIN KEYFİ isimli kitabı modern iş hayatının temposuna eleştirel bir gözle bakıp insanların çalışırken ruhlarını kaybetmemesi ve hayatı ıskalamaması için adeta bir rehber niteliğinde. Zelinski kitabında, çok çalışan ve hayata para kazanmaktan başka bir anlam yüklemeyen &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2009/04/13/iskolikler-icin-bir-tavsiye/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ernie J. Zelinski&#8217;nin Boyner yayınlarından çıkan ÇALIŞMA(MA)&#8217;NIN KEYFİ isimli kitabı modern iş hayatının temposuna eleştirel bir gözle bakıp insanların çalışırken <em>ruhlarını</em> kaybetmemesi ve hayatı ıskalamaması için adeta bir rehber niteliğinde.</p>
<p>Zelinski kitabında, çok çalışan ve hayata para kazanmaktan başka bir anlam yüklemeyen insanlara sık sık çatıyor ve &#8216;işkolik&#8217;ler ile hayatta işten başka zevkleri de olanlar arasında doğru bir ayrım yapıyor.</p>
<p>Yazar, İŞKOLİK&#8217;ler ile İŞKOLİK OLMAYAN&#8217;ların emeklilik öncesi ve sonrası hayatlarındaki değişimi göstermeye çalışmış.</p>
<p>Buna göre ;</p>
<p><strong>Emeklilik Öncesi İŞKOLİK &#8216;in İlgi Alanları</strong></p>
<p>İŞ  - İLİŞKİ</p>
<p><strong>Emeklilik Sonrası İŞKOLİK&#8217;in İlgi Alanları</strong></p>
<p>İLİŞKİ</p>
<p>-</p>
<p><strong>Emeklilik Öncesi İŞKOLİK OLMAYAN&#8217;ın İlgi Alanları</strong></p>
<p>İŞ &#8211; İLİŞKİ &#8211; GOLF &#8211; TENİS &#8211; JOGGİNG &#8211; PULCULUK &#8211; DUA ETMEK &#8211; OKUMAK &#8211; BAHÇIVANLIK &#8211; GÖNÜLLÜ İŞLER &#8211; ARKADAŞLAR</p>
<p><strong>Emeklilik Sonrası İŞKOLİK OMAYAN&#8217;ın İlgi Alanları</strong></p>
<p>İLİŞKİ &#8211; GOLF &#8211; TENİS &#8211; JOGGİNG &#8211; PULCULUK &#8211; DUA ETMEK &#8211; OKUMAK &#8211; BAHÇIVANLIK &#8211; GÖNÜLLÜ İŞLER &#8211; ARKADAŞLAR</p>
<p>Bir anonim atasözüyle bitirelim ;</p>
<p><em>Hayatımı, yarın varolmayacak şekilde düzenlemeye çalışıyorum..</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2009/04/13/iskolikler-icin-bir-tavsiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyalizm : Neden İmkansız? (3)</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2009/04/06/sosyalizm-neden-imkansiz-3/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2009/04/06/sosyalizm-neden-imkansiz-3/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 23:40:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2009/04/06/sosyalizm-neden-imkansiz-3/</guid>
		<description><![CDATA[Müşevvikler (Girişimci Ruh)  Ortak mülkiyet esasına dayalı sosyalizm, sizi daha iyi bir &#8216;şey&#8217; üretmeniz için teşvik etmez. Bu sosyalizmin dördüncü hayati hatasıydı. İcat ettiğiniz şeyden ötürü ödüllendirilmeyecekseniz-ki biz buna kapitalizmde &#8216;kar&#8217; diyoruz, o şeyi icat etmeniz için çok fazla bir nedeniniz yoktur. Fakat sosyalistler &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2009/04/06/sosyalizm-neden-imkansiz-3/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><strong>Müşevvikler (Girişimci Ruh)</strong></span> </span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Ortak mülkiyet esasına dayalı sosyalizm, sizi daha iyi bir &#8216;şey&#8217; üretmeniz için teşvik etmez. Bu sosyalizmin dördüncü hayati hatasıydı. İcat ettiğiniz şeyden ötürü ödüllendirilmeyecekseniz-ki biz buna kapitalizmde &#8216;kar&#8217; diyoruz, o şeyi icat etmeniz için çok fazla bir nedeniniz yoktur. Fakat sosyalistler bunun illa böyle olması gerekmediğini, kapitalizmde insanların kar güdüsüyle hareket ettiğini ama sosyalizmde de insanların aynı şevkle sadece &#8217;toplumun iyiliği&#8217; için çalışacağına inanırlar.</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Makalemizin ilk bölümünde geniş anlamda incelediğimiz gibi sosyalizmde &#8216;herkes melek olsa dahi&#8217; üretim araçlarında piyasa fiyatlarının olmaması sosyalizmin bolluk hedefine ulaşmasındaki en büyük engeldir ancak bunu şimdilik &#8216;müşevvikler&#8217; konusunu daha iyi tartışabilmek için es geçiyoruz.</span></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Aslına bakarsanız tüm iktisadı iki ana konuya dahi indirgeyebiliriz.  Birincisi, kaynaklar kıttır. İkincisi, insanlar ancak bir çıkarları varsa harekete geçerler. </span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">&#8216;Girişimci ruh&#8217; ancak ve ancak serbest piyasanın işlediği, mülkiyet hakları tanınan ve kar-zarar olgusunun kabul edildiği bir sistem altında varolabilir. Ürettiğim ürüne el konacak ve tüm topluma dağıtılacak ise neden daha çok çalışayım? Yaşanan tarihi tecrübeler, müşevvikleri yok eden dağıtımcı politikaların ne beter sistemler yarattığını gözler önüne sermiştir.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Tarım için dünyanın en verimli topraklarına sahip Rusya, devrimin yapıldığı 1917 yılında dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı konumundaydı. Devrimin ardından, tarım alanındaki özel mülkiyet haklarının lağvedilmesi ve beraberinde yerleştirilmeye çalışılan kolektivist anlayış Sovyetler Birliği&#8217;nde 1920 ve 1930&#8242;lar arasında müthiş bir kıtlık ve tarımsal üretimde rekor derecede düşüş yarattı. Sadece bu yıllarda, sayıları 5-10 milyon civarında değişen Sovyet vatandaşı &#8216;açlık&#8217;tan yaşamını yitirdi. 30 milyon civarı insan ise Batı ülkelerinden gelen yardımlarla beslenebilmişti. </span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Sadece Sovyetler Birliği değil, dağıtımcı sosyalist politikaları benimseyen hemen her ülkede üretimde müthiş düşüşler ve yiyecek kıtlıkları, nice yığınlara açlık çığlıkları attırıyordu.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Peki ya 25 yılı aşkın bir süre Çin&#8217;de sosyalist deneylerini gerçekleştiren Mao Tse-tung? Kendisinin ölümünün ardından bazı itiraflarda bulunan devlet adamları sadece 1959-62 yıllları arasında (literatürde &#8216;Zor 3 Yıl&#8217; olarak geçer), yani üç yıl gibi kısa bir sürede bile 20 ile 30 milyon arasındaki Çin&#8217;linin &#8216;açlıktan&#8217; öldüğünü belirtmişlerdir.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Aynı şekilde, Kamboçya komünist partisi Khmer Rouge&#8217;nin 1970&#8242;lerin sonunda başlattığı sosyalist devrim, halkın dörtte birinin &#8216;açlıktan&#8217; ölmesine neden olmuştur. Açlıktan zaten kırılmakta olan Gana, sosyalist devrim gerçekleştireceği iddiasıyla başa gelen Kwame Nkrumah sayesinde dünyanın en büyük Kakao üreticisiyken, devrimin ardından kakao üretiminde %50 düşüş gerçekleştirme başarısı göstermiştir. Julius Nyerere&#8217;nin Tanzanya&#8217;sı? 1960&#8242;larda gıda ihracatçısı konumundaki Tanzanya, çiftlikleri kolektifleştirme politikasının ardından 1980&#8242;lerde gıda ithalatçısı (yaklaşık 18 milyon dolar değerinde gıda ithalatı) konumuna düşmüştür, hemde nüfusunun %70&#8242;i tarımda çalışıyor olmasına rağmen! Bu oran benzer yıllardaki Batı ülkelerinde %3-4 idi.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Tüm bunlar, insanları daha çok üretmeye, çalışmaya, düşünmeye, vs..&#8217;ye teşvik eden, motivasyonlarını arttıran müşevviklerin ne kadar önemli olduğunu anlatmıyor mu? Dağıtımcı politikalar insanların şevklerini öldürür. &#8216;Kar güdüsü&#8217; olarak sürekli aşağılanan olgu ise, milyon yıllık yaşındaki gezegenemizin kıtlıkların üstesinden gelmesini sağlayan yegane faktördür. </span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Müşevviklerin hayati derecedeki rolünü hala kavrayamadıysanız, 16. yy.&#8217;da İngiltere&#8217;nin başlıca enerji kaynağı olan odunun kısa zamanda tükeneceği korkusunu aklımıza getirelim. Odun fiyatlarındaki yükselme (şükür ki kısmen serbest piyasa varmış), kömür üretim tekniklerinin gelişmesine, yeni kaynakların keşfedilmesine ve İngiltere&#8217;nin odun arzında artışlara sebep olmuştur. Neden? Çünkü odun fiyatlarının yükselmesi, işadamlarına, kaşiflere, bilim adamlarına, mühendislere vs&#8217;ye..kar vaadetmişti! Odun arzını arttıran kazanacaktı. İngiltere o zamanlar, piyasa fiyatları olmayan, kar-zarar gibi olgulardan bağımsız, özel mülkiyeti önemsemeyen sosyalist bir idare altında yaşıyor olsaydı muhtemelen onun vatandaşları da büyük acılar yaşayacaktı.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">İşte şahsi çıkarın (müşevvik) toplumun çıkarıyla uyuşan mükemmel ahengi, teşekkürler Adam Smith! İşte &#8216;kendiliğinden doğan düzen&#8217;, teşekkürler Hayek.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><strong>Sonuç</strong></span></p>
<p style="line-height: 150%"><strong><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></strong><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Uzun lafın kısası, sosyalist teorisyenler insanoğlunun temel değerlerini yok saydılar. Onlar için fiyatlar önemsizdi, kar kötüydü, mülkiyet hırsızlıktı ve &#8216;girişimciler&#8217; diye bir sınıfa ihtiyaç yoktu! Evet Marx, sıradan bir taş kırıcısı ile heykeltraş arasında nitelikli emek ve niteliksiz emek ayrımını yapmıştı ve ona göre heykeltraşın 1 saatlik emeği ile taş kırcısının 1 saatlik emeği arasında fark vardı ancak &#8216;girişimci&#8217;ye heykeltraş kadar bile değer vermedi. Emek-değer teorisi ve açmazlarına önümüzdeki günlerde başka bir yazıda ayrıca değineceğim.</span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Bugün belki sosyalizme kökten bağlı ve iman eden çok fazla sayıda insan kalmamış olabilir ancak etki alanı halen aynı şiddette devam etmektedir. </span></span></p>
<p style="line-height: 150%"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype'">Bugün hükümetler haksız kamulaştırmalar, anlamsız vergi artışları yapabiliyorsa, toplum zenginlerden yapılan servet transferini meşru görüyorsa, insan ihtiyaçlarını karşılayacak yegane organ olarak kamu otoritesi hala birinci sırada yer alıyorsa ve tüm bunlar normal karşılanıyorsa sosyalist teorisyenlerin fikirleri hala kuvvetli ve etkili demektir. Bu demektir ki, günümüzde mücadele edilmesi gereken sosyal-devlet anlayışı değil, o anlayışın zihniyetini oluşturan, ona yön veren fikri arka plandaki değerler zincirini oluşturan sosyalizm düşüncesidir. Zira sosyal-devlet gücünü onun temelinden almaktadır.</span></span></p>
<p></span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2009/04/06/sosyalizm-neden-imkansiz-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyalizm : Neden İmkansız? (2)</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2009/03/25/sosyalizm-neden-imkansiz-2-2/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2009/03/25/sosyalizm-neden-imkansiz-2-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 14:51:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2009/03/25/sosyalizm-neden-imkansiz-2-2/</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yazımızda ilk argüman olarak, piyasa fiyatları olmadan (özellikle üretim mallarında) oluşturulmaya çalışılan bir ekonominin &#8216;herkes melek olsa dahi&#8217; ekonomik rasyonaliteyi gerçekleştiremeyeceğini ve bu yüzden sosyalizmin vaad ettiği bolluk durumuna hiçbir zaman ulaşılamayacağını belirtmiştik. Makalenin başında belirttiğim sıraya uygun olarak, sosyalizmin zayıf noktalarını incelemeye devam &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2009/03/25/sosyalizm-neden-imkansiz-2-2/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Georgia">Geçen yazımızda ilk argüman olarak, piyasa fiyatları olmadan (özellikle üretim mallarında) oluşturulmaya çalışılan bir ekonominin &#8216;herkes melek olsa dahi&#8217; ekonomik rasyonaliteyi gerçekleştiremeyeceğini ve bu yüzden sosyalizmin vaad ettiği bolluk durumuna hiçbir zaman ulaşılamayacağını belirtmiştik. Makalenin başında belirttiğim sıraya uygun olarak, sosyalizmin zayıf noktalarını incelemeye devam ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><strong>Kar-Zarar</strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia">Sosyalist bir iktisadi sistemin ihmal ettiği ikinci önemli husus : Kar-Zarar&#8217;dı. Piyasa ekonomisi genelde kaynakları verimli ve tüketici ihtiyaçlarını doğru okuyup, ona uygun ürünler üreten girişimcileri ödüllendirir. Tüketici ihtiyaçlarını doğru okuyamayan, kaynakları verimsiz kullanan (dolayısıyla maliyeti artan), yetersiz hizmet sunan firmalar ise zarar ve iflas ile cezalandırılır. </span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Serbest bir piyasada üretim faktörleri verimsiz ellerden, verimli ellere doğru kendiliğinden yönlenirler. Rekabetçi ve kar güdüsü ile hareket eden bir iktisadi sistem, kaynakların optimizasyonunu sağlar ve ekonomiyi-hayat standartlarını çok daha yukarı seviyelere taşır. Başarısız firmalar için serbest piyasa adeta giyotin görevi görür ve evet onlara acımasız davranır.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Sosyalist bir iktisadi sistemde ise kar-zarar gibi olgular önemsizdir. Ne kar edebilmek mümkündür ne de zararı hesaplayabilmek&#8230;Kar/Zarar olgusu olmadığı için mal ve hizmet üreten kuruluşların kaynakları daha verimli kullanmak gibi bir arzusu da yoktur. Bu olgulardan bağımsız bir kuruluşun üretim ve hesaplama yaparken ne türden bir disiplin içerisine olacağını tahmin etmemiz zor değildir.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Rekabet ve kar/zarar olgusundan bağımsız bir merkezi planlı ekonominin uzun süre yaşama, yaşasa bile kaynakları etkin kullanma şansı yoktur. Bunu ummak güçlü bir fanatizm gerektirir. Kar-ödül sistemi yoksa medeniyeti taşıyan müşevvikler(girişimci ruh) de yoktur. Müşevviklerin-girişimci arzuların olmadığı bir dünya ise bizi kaçınılmaz olarak zamanla, yeniliklerin olmadığı yoksul bir dünyaya götürür. Müşevvikler konusuna 4. maddede tekrar değineceğiz.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia"><strong>Özel Mülkiyet</strong></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Sosyalizmin üçüncü ölümcül hatası ; özel mülkiyet yerine ortak mülkiyete dayalı bir sistem oluşturma çabasıdır.  Mülkiyet deyince hemen aklımıza ev veya araba gelmemelidir. Aslında mülkiyet bina ve topraktan, emek ve fikirlerimizi kadar geniş bir alanı kapsar. Özgürlük mülkiyetten ayrı düşünülemez.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Mülkiyet bizi devletin total hakimiyetinden korur. &#8220;Herşey ortak&#8221; sloganlarının ardında otoriteryenizmin hain emelleri yatar. Sosyalist bir devlette hepimiz devletin birer çalışanı isek muhalefet nasıl olacaktır? Ekonomik yönden kocasına bağımlı bir kadının evde söz hakkı olmaması ile ekonomik yönden devlete bağımlı vatandaşların söz hakkı olmaması arasında mantıksal hiçbir çelişki yoktur. Zira yıkılıp giden nice sosyalist devletin şaşırtıcı sayıda toplu mezarlara sahip olması bu yüzdendir. Açıktır ki, sosyalist bir idare altında özgür basın, vatandaşlar ve edebiyat ummak, ya bu konuya çok kafa yormamaktan ya da saflık derecesindeki iyimserlikten ileri gelmektedir. </span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Örneğin bilinen ve okunan en önemli sosyalist düşünürlerden Proudhon mülkiyeti hırsızlık olarak damgalar. Bu görüşe göre &#8216;ilk sahiplik&#8217; haksız biçimde elde edilmiş ve günümüze kadar süregelmiştir. Marx ve Engels&#8217;in ortaklaşa kaleme aldıkları Komünist Manifesto&#8217;da da açıkça yazıldığı gibi doğru olan mülkiyet haklarını ilga etmektir. Böylece mülkiyet topluma devredilecek ve &#8220;herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre&#8221; prensibi sağlıklı bir biçimde işletilecektir.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Birincisi, yukarıdaki kusurlu paragrafın aksine, ilk sahiplik hırsızlık olmadığı gibi, &#8216;sahipsiz&#8217; bir nesneyi diğerleri bulabilecekken bulmak, onu bulanın o şey üzerinde hak iddia etmesini meşru kılmaktadır ve keşfi yapan kimseye bir şey borçlu değildir. Tıpkı Edison&#8217;un elektriği, diğerleri bulabilecekken bulmasından sonra kimseye bir şey borçlu olmadığı gibi. Sahipsiz bir kaynağın nasıl meşru bir şekilde sahiplenildiğinin sıkı bir savunusu ve doğru bir tahlili için iskoç filozof D.Hume&#8217;un 1740 yılında kaleme aldığı &#8221;İnsanın Tabiatına İlişkin Çalışma&#8221;sına göz atmak gerekmektedir. </span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">İkincisi, özel mülkiyet, kaynakları daha verimli ve onların değerlerini arttıracak şekilde kullanmaya teşvik eder. Eski Sovyetler Birliği&#8217;nde komünist rejim, ailelere belli bir dönüme kadar olan topraklarda üretttiği ürünleri satma imkanı tanıyordu. Özel mülkiyet konusu olan bu küçük toprak parçaları, toplam ekili arazinin sadece %1&#8242;ini oluşturmaktaydı. Geriye kalan %99&#8242;luk arazi dilimi ise devlet çiftliklerine, büyük tarım kooperatiflerine aitti. Ancak, Sovyet basınının da belirttiği üzere, %1 gibi son derece küçük paya sahip özel mülkiyet konusu olan topraklar, toplam üretimin %25&#8242;ini gerçekleştirmekteydi. Sanırım özel mülkiyetin ortak mülkiyete olan üretimdeki üstünlüğünü bundan daha güzel açıklayan bir tarihi tecrübe olamaz.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Bunun dışında, G. Hardin&#8217;in isabetle oluşturduğu &#8220;ortak malların trajedisi&#8221; teorisi dünyanın her yerinde kendini ispatlamıştır. Sözkonusu teori, birilerinin özel mülkü olmayan, toplumun ortak malı sayılan nesnelerin bakımsız, ilgisiz ve aşırı kullanma sonucu yokolup gittiği anlatır. Örneğin parklardaki banklar buna birer örnektir. Parktaki bank örneğini global ölçeğe uyguladığınızda ise karşımıza sosyalizm çıkar.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Yaklaşık 800 sene önce yaşamış olan katolik papaz St. Thomas Aquinas şunları söyler ; </span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">“Özel mülkiyet insan yaşamı için başlıca üç neden dolayısıyla gereklidir: ilk olarak, her birey bizzat sahip olduğu ve sorumluluğu altında bulunan şeyler için daha fazla çaba sarfeder. Kolektif mülkiyette ve sorumluluğun bir çok kimse arasında paylaştırıldığı durumlarda her birey daha az çalışır ve sorumluluğu başkasına yüklemeye çalışır. İkinci olarak, eğer her bireyin bir işte kendi sorumluluğu olursa, bu durumda işler daha iyi ve etkin bir şekilde yapılır. Üçüncü olarak, herkes kendi sahip olduğu şeylerle yetindiği (re sua contestus est) bir ortamda insanlar arasında barış daha iyi tesis edilebilir.”</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Herşey bir yana, iktisadi araştırmalar, mülkiyet haklarına önem veren ülkelerin, sözkonusu hakka değer vermeyen ülkelere göre çok daha yüksek hayat standartlarına sahip olduğunu göstermektedir. Hatta Nobel ödüllü iktisatçı Hernando De Soto &#8220;Sermayenin Sırrı&#8221; adlı eserinde, batılı ülkeler ile dünyanın geri kalanı arasındaki tek farkın &#8220;Mülkiyet Hakları&#8221; olduğunu belirtir. Ekonomist dergisinin bir sayısında şunlar yazar : &#8220;Doğu Kongo&#8217;da yağmacı askerlerin periyodik bir biçimde çaldıkları sığırları kimse yetiştirmek istememektedir, toprak kiracılığı fakir ülkelerde güvence altında değildir, Zimbabwe&#8217;de topraklar hükümet yandaşlarına dağıtılmaktadır.&#8221;</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Durumu daha iyi özetleyebilmek için komşu ülkelerin birbirleri arasındaki performanslarına göz atmakta fayda var;</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Straup ve Gwartney&#8217;in ortaklaşa yazdıkları &#8220;Temel Ekonomi&#8221; kitabında bu konuda dikkat çekici örnekler var. &#8220;Birleşik Devletler&#8217;de kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla tutarı Meksika&#8217;nın hasılasının 4-8 katı civarındadır&#8230;Güney Kore&#8217;liler, sosyalist kuzenleri Kuzey Kore&#8217;lilerin 17 katı kadar gelire sahiptir&#8230;Fin&#8217;liler ve Estonya&#8217;lılar 1930&#8242;larda benzer hayat standartlarına sahiptiler. 2000 yılında ise bir Fin&#8217;li, ortalama bir Estonya&#8217;lıya göre 2,5 kat ile 7 kattan daha fazla gelir elde etti&#8221;. Aynı şekilde Doğu-Batı Almanya ve Hong-Kong ile Çin arasındaki muazzam gelir farklarının ardında da yatan başlıca neden &#8217;Mülkiyet Hakları&#8217; idi.</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">De Soto&#8217;nun dediği gibi &#8220;Kırsal bölgelere ziyaret ederken köpeklerin size havladığını görürsünüz çünkü köpekler bile mülkiyet haklarından haberdardır. Sadece devletçi hükümetler mülkiyet haklarının hala ne anlama geldiğini bilmiyorlar.&#8221;</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2009/03/25/sosyalizm-neden-imkansiz-2-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyalizm : Neden İmkansız? (1)</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2009/03/02/sosyalizm-neden-imkansiz-1/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2009/03/02/sosyalizm-neden-imkansiz-1/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2009 00:40:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2009/03/02/sosyalizm-neden-imkansiz-1/</guid>
		<description><![CDATA[1917&#8242;deki Bolşevik devrimi nihayetinde sosyalizm, kitaplar ve hayaller dünyasından çıkıp dünyanın en zengin doğal kaynaklara sahip topraklarında kendisine yaşama alanı buldu. İnsanlara eşitlik, refah ve daha güvenli bir dünya vaad etti.(1) Sonunda vaadlerinden sadece birisini gerçekleştirebildi : Herkes &#8216;sefalette eşit&#8217;lenmişti&#8230; Yaşadığımız son finansal &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2009/03/02/sosyalizm-neden-imkansiz-1/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">1917&#8242;deki Bolşevik devrimi nihayetinde sosyalizm, kitaplar ve hayaller dünyasından çıkıp dünyanın en zengin doğal kaynaklara sahip topraklarında kendisine yaşama alanı buldu. İnsanlara eşitlik, refah ve daha güvenli bir dünya vaad etti.(1) </span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Sonunda vaadlerinden sadece birisini gerçekleştirebildi : Herkes &#8216;sefalette eşit&#8217;lenmişti&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 15.6pt" class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia">Yaşadığımız son finansal krizden sonra medyada en ufak bir köşesi olanlar bile hep bir ağızdan &#8216;Yeni Bir Dünya Düzeni&#8217;nin artık gerekli olduğunu, kapitalizmin bu içsel çelişkilerini aşamayacağını, sonunda onunda kilitlendiğini özellikle yazıp durdular/durmaktalar&#8230; </span> </p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Krizin kapitalist teori ile bir ilgisinin olmadığını konuyla ilgili bir başka yazımda ele almıştım(2). Peki &#8216;Yeni Bir Dünya Düzeni Mümkün!&#8217; ile ne anlatılmak isteniyor? Elbette örtülü bir biçimde sosyalizm&#8217;den bahsediyorlar. Ve onlara göre ne geçmişte S.S.C.B. ne de şu anda Kuzey Kore&#8217;de veya Küba&#8217;da uygulanan sistem &#8216;tam sosyalizm&#8217; değil. Sosyalizm başka bir şey. Evet Odtü&#8217;deki profesöründen, Fenerbahçeli Kemalettin&#8217;e kadar bu böyle..</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Bu yazının amacı, sosyalizmin neden &#8217;imkansız&#8217; olduğunu anlatmaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 15.6pt" class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia">Sosyalist bir sistem kısaca medeniyetin temelindeki 4 kritik olguyu görmezden gelir ve herkes &#8216;melek olsa&#8217; dahi yıkılmaya mahkumdur :   </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">1- Piyasa Fiyatları, 2- Kar-Zarar Sistemi 3- Özel Mülkiyet 4- Müşevvikler</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 15.6pt" class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia"><strong>1. Piyasa Fiyatları</strong></span><span style="font-family: Georgia"> </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Önce, anlaması kıyasla diğer konulara göre zor ama onların içindeki en önemli maddeden başlayalım.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">L.V.Mises&#8217;ten önce sosyalist düşünceyi tenkit edenler,  daha çok ahlaki ve yaptırım cazibesi(müşevvikler) olmaması nedeniyle sistemi eleştiriyordu(3). Mises ise sosyalist sistem altında yaşayan herkesi &#8216;iyi&#8217; kabul etsek dahi, hatta daha iyi bir ‘şey’ üretebilmek için, piyasa ekonomisindeki girişimci ruhun aynen sosyalist sistemde de devam edeceğini varsaysak bile sosyalizm arzuladığı hedeflerine ulaşamamayacağını söylüyordu, çünkü : sosyalizmde iktisadi hesaplama mümkün değildi. Ve yıllar Mises&#8217;i haklı çıkardı&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Peki Mises tam olarak neyden bahsediyordu?</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Sosyalist ekonomide üretim araçları (toprak, emek, hammadde, makineler vs&#8230;) kamulaştırılır, &#8216;topluma ait&#8217;lerdir(4). Nelerin &#8216;üretim araçları&#8217; içerisine girdiği ayrı bir tartışma konusu olsa da (örneğin bir yazarın kalemi ve gözlüğü, onun üretim aracı olabilir) şimdilik bu konuyu görmezden gelelim.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Sosyalizmde sözkonusu üretim araçları ortaklaşa ve adil bir biçimde kullanılacaklardır. Kulağa hoş gelen bu sözlerin içi bomboştur. Eğer üretim araçları toplumsal bir niteliğe sahip olacak ise, bu, devletten başka kimsenin toprak, hammadde, makine vs&#8230;üzerinde hak iddia edemeyecek olması demektir. Yani üretim araçlarında özel mülkiyet gibi bir durum kabul edilmeyecektir. Bu anlamda bu faktörler, hiçbir mübadeleye konu olmayacak, insanlar arasında alınıp-satılamayacak, stoklanamayacak, alternatif değerlendirmelerde bulunulamayacak ve dolayısıyla bunların bir piyasası ve piyasada oluşan fiyatları olmayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Üretim araçlarının piyasada oluşan fiyatları yoksa ekonomik aktivite &#8216;imkansız&#8217;dır. Piyasada arz ve talebe bağlı oluşan fiyatlar, kıtlığı ve bolluğu haber veren, insanların davranışlarını yönlendiren bir ekonomik pusuladır. Pusulası olmayan gemi nasıl denizde yönünü bulamazsa, piyasa fiyatları olmayan bir ekonomi de ekonomik rasyonaliteyi gerçekleştiremez. Ancak fiyat mekanizması tam anlamıyla işleyen bir ekonomide biz neyin ne şekilde ne kadar üretilebileceğini bilebiliriz. O halde sosyalizmde üretim kararları malesef çoğu zaman karanlıkta, el yordamıyla alınacaktır(5).</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia"><strong>Coca-Cola ve Fanta Sosyalist Sistemde Üretildiğinde Ne Olur?</strong></span></p>
<p><strong><span style="font-family: Georgia"></span></strong><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Örneğin sosyalist bir toplumda Coca-Cola ve Fanta&#8217;nın üretildiğini düşünelim&#8230;Toplum kendi arasında hemen bir değer skalası yaratacaktır. Mesela zamanla 2 Fanta 1 Coca-Cola edecektir. Çünkü insanlar Coca-Cola&#8217;yı daha çok seviyorlardır. Ve insanların Coca-Cola ile Fanta&#8217;ya sahip olma, onları değiş-tokuş edebilme ve bu sayede onlara değerler atfedilme hakları vardır. Evet, sosyalizmde bu mümkündür. Tüketim malları (Mises&#8217;in ifadesiyle &#8216;Alt Mallar&#8217;) açısından pek fazla sorun görünmemektedir. Hatta merkezi planlama yayınladığı bir emirle bundan böyle Coca-Cola&#8217;nın Fanta&#8217;dan daha çok üretileceğine karar verebilir. İnsanların ellerine daha fazla Coca-Cola kuponu dağıtabilir. Bütün bunlar gerçekten de mümkün olabilir sosyalizmde.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Peki ya üretim malları (Üst Mallar)? Onlar için durum çok daha karmaşık ve zordur. Coca-Cola&#8217;nın ne şekilde üretileceğine nasıl karar verilecektir? Hangi makineler kullanılacaktır? Coca-Cola&#8217;nın muhteviyatında şeker pancarından üretilen şekeri mi kullanmak daha avantajlıdır yoksa mısır şurubundan elde edilen fruktozu mu? Hangi alternatif renklendiriciler maliyet açısından uygundur? Hangi mühendisin ciklet fabrikası yerine Cola fabrikasında çalışması gerekir? Ambalajında kullanılacak dış yüzey hangi malzemeden basılmalıdır? Aynı malzemeyi, içeceğin muhafazası için mi kullanmalı yoksa bir bilgisayarın kasasını kaplamak için mi? Fabrika şehre <st1:metricconverter ProductID="150 km" w:st="on">150 km</st1:metricconverter>. uzaklıkta mı olmalıdır yoksa <st1:metricconverter ProductID="1500 km" w:st="on">1500 km</st1:metricconverter>. mi? vs&#8230;daha sayamayacağımız binlerce üretim kararının ardından Coca-Cola soframıza kadar gelir. (Bu noktada basit bir kurşun kalemin bile ne kadar karmaşık üretim süreçlerinden geçtiğini anlatan, dünyanın en güzel makalelerinden &#8220;I, Pencil&#8221;&#8216;ı(6) okumanızı öneririm ki konuya daha hakim olabilelim.)</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Üretim faktörleri için piyasaların ve piyasa fiyatlarının olmadığı (yani insanların bu faktörlere sahip olma, değiş-tokuş edebilme, kıtlıklara-bolluklarına-alternatif kullanımlarına göre değerler atfedebilme vs..hakkı olmaması) bir ortamda maliyet hesabı yahut proje karşılaştırılması yapılamaz. Dünya üzerindeki kıt kaynakların heba olmaması için ise üretim sürecinde alınan kararlar hayati bir rol oynarlar. Tam da bu yüzden üretim faktörlerinin piyasa fiyatlarına sahip olması elzemdir. Ancak bu sayede biz kömürün fiyatı arttığı için petrolü keşfedebildik ve yine ancak bu sayede artan doğalgaz fiyatlarına elektrik ısıtıcılarıyla karşı koyabildik. Hangi kaynakların kıt, hangi kaynakların bol ve kullanımının daha avantajlı olduğunu ancak &#8216;sürekli değişen-dinamik&#8217; bir fiyatlama sistemiyle anlayabildik.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">70&#8242;lerde Amerika&#8217;daki benzin kuyruklarını hatırlayalım. Nedeni, benzinin piyasa fiyatının olmamasıydı&#8230;Benzin fiyatları hükümet tarafından piyasa fiyatının altında belirlenmişti. Yani aslında kıt olan bir kaynak, sanki kıt değilmiş gibi bir muamele görüyor ve piyasaya doğru bir sinyalleme yapılamıyordu. Bu sayede ihtiyaç derecesi yüksek olan kişiler/kurumlar, ihtiyaç derecesi çok da yüksek olmayan kişiler/kurumlar ile aynı kuyruğu paylaşıyordu. Çünkü benzinin fiyatı olması gerekenden ucuzdu, yani kaynak israf ediliyordu. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Üretim faktörlerini özel kesimin elinden alıp kolektif bir araç haline getirerek üretim araçlarını fiyatlandırmadan bir üretim yapmaya çalışmak sosyalizmin yaptığı büyük hatalardan ilkiydi. Zira çok karmaşık olan üretim sürecinde piyasa fiyatları olmadan neyin ne kadar ne kalitede ne kapasitede üretileceğini bilebilmek kör-sağır-dilsiz bir adamın kendi kendine Chicago&#8217;daki bir kafeden kalkıp İstiklal caddesine gelebilmesi kadar zordu.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Sonuç olarak; Serbest piyasanın olmadığı bir yerde hiçbir fiyat mekanizması (para cinsinden) mevcut olamaz -en fazla siz bir fiyat mekanizmasının olduğunu varsayabilirsiniz-, bir fiyat mekanizmasının olmadığı yerde ise iktisadi planlama akılcı bir biçimde yapılamaz. İktisadi planlama akılcı bir biçimde yapılamıyorsa, sosyalizm en azından hedeflediği amacına (&#8216;bolluk durumu&#8217;) ulaşamaz ve yarattığı devlet hiçbir zaman &#8216;sönümlenmez&#8217;. L.V.Mises de sosyalizmi &#8216;imkansız&#8217; olarak nitelendirirken bahsettiği tam olarak buydu.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">Piyasa ekonomisinin sosyalist ekonomiye olan en büyük üstünlüğü, iktisadi hesaplamanın az-çok mümkün olabilmesidir. Üretim kararları, çok sayıda değişik, karmaşık faktör arasından en etkin bileşimlerin seçilmesi sayesinde alınır. Fakat yukarıda bahsettiğimiz şekilde serbest piyasa tarafından fiyatlandırılmamış bir üretim faktörleri piyasasında ise bu imkansızdır. Üretimde kullanılacak olan kaynaklar verimsiz-israfkar ve yanlış yönlerde kullanılır ki S.S.C.B.&#8217;de sistem krize girince hakikat su yüzüne çıkmıştır. Sosyalist sistemde yürürlükte olacak olan fiyatlar ancak ve ancak iki maaşlı memur arasındaki muhasebe kurgularından ibaret olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p> </o:p></span><span style="font-family: Georgia"><o:p>Kaynakça :</o:p></span><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span> </p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">(1)Leo Huberman, Paul M. Sweezy (2006). Sosyalizmin Alfabesi. Çeviren : Cem Demirkan. İstanbul : Mep Kitap, s.69</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">(2)Soner Hoca (2008, Ekim). Kurtarma Operasyonu : Biri Serbest Piyasa mı Dedi?, Web : <a href="http://www.sonerhoca.com/2008/10/13/kurtarma-operasyonu-biri-serbest-piyasa-mi-dedi/">http://www.sonerhoca.com/2008/10/13/kurtarma-operasyonu-biri-serbest-piyasa-mi-dedi/</a>) </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">(3) A. Gülçin Emre. (2006). Avusturya Okulu İçinde Ludvig Von Mises ve İktisadi Düşünceye Katkısı, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ana Bilim Dalı, İstanbul, Turkey)</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">(4) K.Marx, F.Engels (2005). Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Çeviren : Muzaffer Erdost, Ankara : Sol Yayınları, s.140</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">(5) Ludvig Von Mises. (1981). Socialism, Ideas On Liberty</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia"><em><o:p></o:p></em></span></p>
<p style="line-height: 15.6pt"><span style="font-family: Georgia">(6) Leonard E. Read. (1996). I Pencil, Foundation For Economic Education</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2009/03/02/sosyalizm-neden-imkansiz-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bertrand Russell ve İnsan Neden Yaşar?</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2009/02/16/bertrand-russell-ve-insan-neden-yasar/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2009/02/16/bertrand-russell-ve-insan-neden-yasar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 06:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ve diğerleri...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2009/02/16/bertrand-russell-ve-insan-neden-yasar/</guid>
		<description><![CDATA[Sakin bir sahil kasabasında genç bir balıkçı yaşarmış. Sabah erken saatlerde kalkar avlanır, öğlen güneşi tepeye varana kadar avladığı balıkları pazarda satar, öğleden sonra da ailesiyle ve arkadaşlarıyla vakit geçirirmiş. Balıkçının genelde bu az çalışan, avare halini gören ve ona &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2009/02/16/bertrand-russell-ve-insan-neden-yasar/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sakin bir sahil kasabasında genç bir balıkçı yaşarmış. Sabah erken saatlerde kalkar avlanır, öğlen güneşi tepeye varana kadar avladığı balıkları pazarda satar, öğleden sonra da ailesiyle ve arkadaşlarıyla vakit geçirirmiş. Balıkçının genelde bu az çalışan, avare halini gören ve ona nasihatte bulunmak isteyen çok büyük bir şirketler topluluğunun sahibi yaşlı adam &#8220;Evlat&#8230;senden her zaman gelip alışveriş yapıyorum. Ama görüyorum ki az kazanıyorsun. Neden bir tekne daha alıp işleri büyütmüyorsun? Ayrıca öğleden sonrada aylaklık yapacağına çalışmaya devam etmelisin, böylece daha çok balık toplayabilirsin&#8221; demiş&#8230;</p>
<p>-&#8221;Neden?&#8221; demiş genç balıkçı..</p>
<p>Yaşlı ve zengin adam devam etmiş &#8220;Sen beni anlamadın galiba..daha çok balık tutman, daha çok kazanman demek&#8221; demiş..</p>
<p>- &#8220;Peki sonra?&#8221; </p>
<p>- &#8220;Sonra daha büyük tekneler alacaksın..yanında adamlar çalışacak&#8230;&#8221;</p>
<p>- &#8220;Ya sonra?&#8221;</p>
<p>- &#8220;Sonra bir bankadan iyi bir kredi çekip soğuk hava deposu kiralarsın, yeni elemanlar istihdam edersin&#8230;&#8221;</p>
<p>- &#8220;Eeee sonra?&#8221;</p>
<p>- &#8220;Sonra, işleri daha da büyütür ve bir fabrika kurarsın, dünyaya ihracat yaparsın&#8230;&#8221;</p>
<p>- &#8220;Peki ya sonra?&#8221;</p>
<p>- &#8220;İtibarın yükselecek, çok daha zengin olacaksın, benim gibi emekliliğine varınca konferaslara çağrılacak, röportajlar verecek, insanlara nasihat edeceksin&#8230;&#8221;</p>
<p>- &#8220;Peki ya tüm bunlardan sonra?&#8221;</p>
<p>- &#8220;İşte en tatlı kısım burası&#8221; demiş yaşlı adam, &#8220;Artık yaşlandın ve yoruldun, sahil kasabasında güzel bir ev ve motor alıp hayatının tadına varacaksın&#8230;&#8221;</p>
<p>Genç balıkçı ise &#8220;<strong>İyi de ben bunu zaten yapıyorum</strong>&#8221; demiş&#8230;</p>
<p>Evet gerçekten seviyorlar&#8230;daha büyük televizyonlar, daha büyük evler, daha şık otomobiller, daha çekici elbiseler, daha güzel masa ve sandalyeler istiyorlar&#8230;Hepsi de daha pahalı ama hepsi de güzel. En değerli zamanımız olan boş vakitlerimizi &#8216;daha yüksek fiyatlı&#8217; mal-mülk edinmeye feda ettik. Daha çok çalışmanın daha iyi olduğuna inandırıldık. Boş oturunca azarlandık, kalkıp iş bulduk. Tek görevi evdeki karısının, komşunun karısından daha az mala sahip olmaması için koşturan insanlarla doluştuk..mesaileri bekler oldular, yazık&#8230;kopup gidiyorlar, harcanıyorlar, yazık&#8230;Karısının da Allah belasını versin!</p>
<p>Hiçbir zaman ofisteki masamızın üzerinden kaldırmadığımız, hep aynı yerde duran laptop&#8217;larımız var artık. Sahi neden aldık biz bu laptop&#8217;u!? Ömrümüzün sonuna kadar kullansak dolduramayacağımız kadar boş Megabyte(mb)&#8217;larımız var içinde ama neden hala bir üst modeli cezbeder bizi? Mallara ulaşalım derken mal mı olduk gerçekten? İki düğmesi dışında hiçbir tuşun ne işe yaradığını bilmeyen kadınlar niye hala ister ki daha gelişmiş bir çamaşır makinesini? Hemde okuma-yazması olmayan gündelikçiler kullanacaklarken onu&#8230;İçini dolduramadığımız kocaman buzdolaplarımız var..Yılın en fazla 3 ayı kullandığımız, 9 ay böceklerin yaşadığı lüks yazlıklarımız da var şehrin dışında&#8230;</p>
<p>Bu dünyada sahip olduğumuz en değerli iki nimet : Sağlık ve Boş Vakit. Ve insanoğlunun şükretmekte en cimri olduğu, değerini en bilmediği iki durum..İkisi arasındaki tek fark ; sağlığı kaybedince değerini anlayan adam, boş vaktini büyük bir hırs ve arzuyla feda eder. Hiç de farkında değildir o telaşenin içerisinde ne yaptığının. Hiç de anlamaz. Boş vakit gereksizdir, şeytanın işidir ve kurtulmak gerekir. Kurtulur ve rahatlar. Mallarla rahatlar&#8230;başka bir renk bot alınca rahatlar, mesaj yazmaktan başka bir bok bilmeyen çocuğunun cep telefonunu yenisiyle değiştirince rahatlar&#8230;İzni bekler, izni biter&#8230;hele patronsa çoğu zaman izni de yoktur. Bu yüzdendir tatilde kulağından telefonunu düşürmeyen göbekli ve kel adamların rahatsız edici halleri..Etrafımız bu tiplerle dolu&#8230;çoğunun şekeri, tansiyonu vs..var. Kazandıkları servetlerini, emekliliklerinde sağlıklarını geri alabilmek için harcıyorlar, yazık&#8230;</p>
<p>Yukarıdaki cümleleri okuyanlar benim Bertrand Russell&#8217;dan epey etkilendiğimi düşünebilirler ama yanılıyorlar. Maddi hayatın koşturmacası içerisinde, kalabalık çarklar arasında parçalanıp giden ama hiç de bunlardan haberi olmayan modern insanın hikayesini anlatan ve onu kendisine gelmesi için ustaca bir edebi dille sallayan Russell bir yere kadar gerçekten doğru şeylerden bahsediyor. </p>
<p>Ancak insanoğlu malesef hayatını sürdürebilmek için hukuk kurallarıyla güvence altına alınmış serbest piyasaya (karşıtlarının nefret dolu dillerindeki ifadesiyle kapitalizm&#8217;e) muhtaç. Russell&#8217;ın &#8220;Aylaklığa Övgü&#8221;sündeki az çalışma saatlerinin iktidar olduğu dünyaya ulaşmamız için yapmamız gereken şey ise malesef o çok küfrettiğimiz kapitalizmin daha çok gelişmesine çabalamak. Zira ancak bu sayede artan verimliliğe, beraberinde artan ücretlere ve düşen çalışma saatlerine sağlıklı bir şekilde kavuşacağız..Bunun için hükümet bir adım atmak istiyorsa derhal çalışanlar üzerindeki vergi yüklerini indirmelidir.</p>
<p>Daha devam ederim ama ben bu yazımda iktisat yazmayacağım, canım istemiyor. Konuyla ilgili bir sonraki yazımda Russell ve ütopyasının handikaplarını, anti-etik metodolojisini ele alacağım. Ozaman yazarım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2009/02/16/bertrand-russell-ve-insan-neden-yasar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Kamusal Gasp”ın Somut Hali Vergiler Üzerine Kısa Bir Açıklama</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2008/11/18/kamusal-gaspin-somut-hali-vergiler-uzerine-kisa-bir-aciklama/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2008/11/18/kamusal-gaspin-somut-hali-vergiler-uzerine-kisa-bir-aciklama/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 15:53:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2008/11/18/kamusal-gaspin-somut-hali-vergiler-uzerine-kisa-bir-aciklama/</guid>
		<description><![CDATA[Son yazımda finansal piyasalara müdahale eden kamu otoritelerini sorgulamış ve satır arasında &#8220;Devlet müdahalesi iyi birşey ise neden müdahale oranını arttırdığımız ülkeler, müdahale oranı düşük ülkelere göre daha düşük hayat standartlarına sahip?&#8221; sorusunu sormuştum. SiyasetKahvesi.com&#8216;dan Ceyhun bey ise bana hitaben &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2008/11/18/kamusal-gaspin-somut-hali-vergiler-uzerine-kisa-bir-aciklama/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yazımda finansal piyasalara müdahale eden kamu otoritelerini sorgulamış ve satır arasında &#8220;Devlet müdahalesi iyi birşey ise neden müdahale oranını arttırdığımız ülkeler, müdahale oranı düşük ülkelere göre daha düşük hayat standartlarına sahip?&#8221; sorusunu sormuştum.</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.siyasetkahvesi.com/sayfa.php?ole=yazi&amp;yzid=268">SiyasetKahvesi.com</a>&#8216;dan Ceyhun bey ise bana hitaben yazdığı yazısında, &#8216;egemen-liberal görüş&#8217; olarak nitelendirdiği ve &#8220;Vergi oranı arttıkça büyüme kötü yönde etkilenir, vergi oranı azaldıkça ise büyüme artar&#8221; söylemine çeşitli grafikler ve argümanlarla karşılık vermiş. İsveç&#8217;in yüksek vergili fakat refah seviyesi yüksek modelini de örnek göstermiş. Çok kısa bir açıklama yazısı ile sözkonusu karşı-argümanları ve düşünceyi irdelemek istiyorum zira &#8216;vergilerin az olması gerektiği&#8217;ne dair uzun bir ikna makalesine girişmeyi anlamlı bulmuyorum. Bunun için bulunduğunuz çevreyi, esnafın, sanayicinin nasıl ekonomik davranışlar sergilediğini objektif bir gözle incelemek yeterli olacaktır.</p>
<p>Baştan belirtmeliyim ki, kamu otoritesinin müdahale alanı sadece vergilerle sınırlı değildir. Fakat elbette vergi oranıyla oynayarak ekonomik canlılığa yol da verebilirsiniz, onu tamamen yok da edebilirsiniz. Örneğin vergi oranını %100 yaptığımız zaman hiçbir ekonomik kıpırtı olmaz.</p>
<p>Ancak &#8216;kamu otoritesinin müdahale alanı&#8217; dediğimiz zaman bunun içine mülkiyet haklarından, iş kurma hürriyetinin önündeki engellere, bürokrasiye, emek maliyetlerine, finansal özgürlüklere, gümrük kota ve tarifelerine vs&#8230;kadar geniş bir yelpazeye sesleniyoruz. Vergi ise bu geniş yelpaze içerisindeki ayaklardan sadece biridir.</p>
<p>Ekonomi çok değişkenli-kompleks bir yapıdır. Tek bir değişkeni alıp matematiksel hesaplara girerek birçok şeyi ispat da edebilirsiniz, inkar da&#8230;Ceyhun bey&#8217;in kendi özel olarak seçtiği ülke ve yıllara karşılık bende ülkeler ve yıl dilimleri seçerek (örn. 80&#8242;lerin İran, Fas, Zambia, Tanzanya, Gana, vs..gibi ülkelerin vergi ve büyüme oranlarıyla aynı dönemdeki Hong-Kong, Singapur, Malezya, vs..gibi Asya-Pasifik&#8217;te yer alan vergi oranı düşük ülkeleri karşılaştırarak) ezber bozucu rakamlar verebilirim.</p>
<p>&#8216;Egemen-Liberal Görüş&#8217; olarak nitelendirdikleri fikirlere karşı çıkmak adına devletin ekonomideki ağırlığından memnun olan benzer zihniyetler hemen her tartışmada sıkça İsveç&#8217;in yüksek vergili refah ekonomisini de örnek gösterirler. Ceyhun bey de beni şaşırtmadı. Fakat ben onun aksine İsveç&#8217;in yüksek vergiler dolayısıyla refah seviyesini yükselttiğine değil (zaten mantığa aykırı bir durum), sözkonusu yüksek vergilendirmeye &#8216;rağmen&#8217; geliştiğine inananlardanım. Tabii bunun için ciddi bir rapor olan Ekonomik Özgürlük Endeksi&#8217;ni(vergi dışındaki etkenler) gereksiz derecede alaya alarak &#8216;bakmak&#8217; yerine samimi ve detaylı bir şekilde incelemek gerekiyor.</p>
<p>Son olarak, vergi oranı arttıkça, kazancınızdan devlete giden pay artar, size kalan pay azalır. Yüksek vergilendirmeler bireylerin çalışma heveslerini azaltır. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Zaten aksi olsaydı emin olun bütün devletler vergi oranlarını %100&#8242;e yaklaştırmak için ellerinden geleni yaparlardı. Şükürler olsun ki doğa buna izin vermiyor ve daha büyük &#8216;yasal gasp&#8217;larla karşılaşmıyoruz. Vergi oranlarının 0&#8242;a yakın olduğu, ürettiğimizin çoğunluğunun bize kaldığı, yaratanlardan tembel ve asalaklara haksız servet transferlerinin yapılmadığı bir dünyayı birgün görmek umuduyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2008/11/18/kamusal-gaspin-somut-hali-vergiler-uzerine-kisa-bir-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyaset Meydanı : Söz Alabilseydim Neler Söyleyecektim?</title>
		<link>http://www.sonerhoca.com/2008/10/24/soz-alabilseydim-neler-soyleyecektim/</link>
		<comments>http://www.sonerhoca.com/2008/10/24/soz-alabilseydim-neler-soyleyecektim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 13:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonerhoca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonerhoca.com/2008/10/24/soz-alabilseydim-neler-soyleyecektim/</guid>
		<description><![CDATA[[Farklı bir başlık ile LİBERALEM dergisinde yayınlandı]  Dün Siyaset Meydanı&#8217;nda konu &#8220;Kapitalizm&#8221;&#8216;di. Konuklar ; Sosyalist Mustafa Sönmez, Sosyal Demokrat Hurşit Güneş, Müdahaleci Liberal Besim Tibuk ve tam olarak neyi savunduğunu program süresince anlayamadığım Mehmet Altan&#8217;dı. Soner Hoca olarak bu programı canlı &#8230; <a href="http://www.sonerhoca.com/2008/10/24/soz-alabilseydim-neler-soyleyecektim/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font color="#0000ff">[Farklı bir başlık ile LİBERALEM dergisinde yayınlandı]</font></strong> </p>
<p>Dün Siyaset Meydanı&#8217;nda konu &#8220;Kapitalizm&#8221;&#8216;di. Konuklar ; Sosyalist Mustafa Sönmez, Sosyal Demokrat Hurşit Güneş, Müdahaleci Liberal Besim Tibuk ve tam olarak neyi savunduğunu program süresince anlayamadığım Mehmet Altan&#8217;dı.</p>
<p>Soner Hoca olarak bu programı canlı canlı, yerinden izlemek için stüdyoya gittim. Herkes arka sıralara doğru tıklım tıkış doluşmuşken en ön sıradaki(protokol) koltukların bomboş olduğunu, benim için özel olarak ayrıldığını farketmem uzun sürmedi ve hemen yerimi aldım.</p>
<p>Program, misyon itibariyle karşıt görüşleri biraraya getirmek üzere kurgulanmıştı fakat konuklar &#8217;serbest piyasaların başıboş bırakıldığında nasılda zıvanadan çıktığını, buna elbette devletin müdahale etmesi gerektiği&#8217; söylemi üzerinde fikir birliğine çabuk varınca program bir anda Uzlaşma Meydanı&#8217;na döndü. Ben ve birkaç arkadaşım itiraz için ellerimizi havaya kaldırdık ancak reklam arasında ben tuvalete, benimle benzer fikirlere sahip arkadaşım Alper de Ali Kırca ile kulis yapmaya gidince Ali bey reklamlardan sonra direkt Alper&#8217;e söz verdi. Allah razı olsun Alper de güzel konuştu. Ben bir ara Alper&#8217;i köpek kovalıyor zannettim fakat meğerse Alper hep böyle hızlı konuşurmuş. Benim elim ise programın sonuna kadar havada kaldı maalesef.</p>
<p>Söz alabilseydim, sosyal demokrasi&#8217;nin, sosyal adaletin, devlet müdahaleciliğinin yüceltildiği programda ben konuklara ilk olarak &#8220;Devlet müdahalesi iyi bir şey ise neden müdahale oranını arttırdığımız ülkeler, müdahale oranı düşük ülkelere göre daha düşük hayat standartlarına sahip?&#8221; sorusunu soracaktım. Şükürler olsun ki, tarihi tecrübeler bize devlet müdahaleciliğinin sonuçlarını hem geçmişte hemde günümüzde göstermiştir ve göstermeye devam etmektedir. Bkz. : Sovyetler Birliği, Kuzey Kore, Küba ve Ekonomik Özgürlükler Endeksi.</p>
<p>&#8216;Sosyal Adalet&#8217; serabı peşinde koşanların anlayamadıkları birşey var : Devlet, sosyal adaleti birşeyler yaparak, kanunlar çıkararak sağlayamaz. &#8216;Sosyal Adalet&#8217; dediğiniz şey herşeyden önce zenginlikle alakalıdır. Zira ancak, ortada bir zenginlik varsa paylaşılabilir. Atilla Yayla&#8217;nın söylediği gibi Somali anayasasına bir milyon kere &#8220;Somali bir sosyal devlettir&#8221; yazsak Somali bir sosyal devlet olabilir mi? Tüm vatandaşlarının eğitim, sağlık vs.. giderlerini karşılayabilir mi? Önemli olan önce zenginlik yaratmaktır ve açıktır ki devlet müdahaleciliğinden uzak piyasalar bu zenginliği yaratmakta oldukça başarılıdır. Anlayamacaklardır ama yinede söyleyim : Sözkonusu zenginliği kendi rızanızla paylaşırsanız bunun adı Özgürlük olur, devlet zoruyla paylaşırsanız Hırsızlık olur. Bu ise başka bir yazının konusudur.</p>
<p>Önceki yazımda da belirttim, yüksek regülasyon (düzenleme-müdahale) düşük hayat standartları demektir. Örneğin işgücü piyasalarını serbestleştiren ülkelerdeki işssizlik oranları, katı işgücü piyasalarına sahip ülkelere göre daha düşüktür. Herkes sanar ki, &#8220;işçi alıp-çıkartmak kolaysa veya bir ülkede işverenler üzerindeki sendikal baskılar artarsa işsizlik düşer&#8221;. Durum tam tersidir. İşçi alıp-çıkartmanın kolay olduğu Amerika&#8217;da işsizlik oranları düşük, katı ve baskıcı Avrupa&#8217;da, memleketimizde yüksektir. Bu konuda güzel bir yazı için bkz. : <u>Acar, Mustafa (2003) &#8220;Piyasa&#8217;nın &#8216;Görünmez Kalp&#8217;i Regülasyona Karşı: Müdahalenin Görünmeyen Sonuçlarına Dair&#8230;&#8221; PİYASA, 2(5): 33-39</u>.</p>
<p>Finansal piyasalara müdahalede böyledir. Örneğin Kanada ile Amerika&#8217;yı karşılaştıralım. Elbette hayallerimdeki düzeyden uzak ancak Kanada&#8217;nın finansal piyasalarını incelediğimizde Amerika&#8217;ya oranla çok daha müdahaleden uzak bir anlayış görmekteyiz. O halde Kanada&#8217;nın daha fazla çalkantılar, inişler-çıkışlar ve krizler yaşaması gerekir. Ama durum böyle değil. Bu konuda güzel bir yazı için bkz. : <u>Lawrence, White H. (2008), &#8220;The Subprime Crisis Shows That Government Intervenes Too Little in Financial Markets? It Just Ain&#8217;t So!&#8221;, THE FREEMAN, October 2008</u></p>
<p>Belki bugüne kadar pekçok tarihi kriz okuduk ama ilk kez sanırım 1929 ile özdeşleştilen bir krizi yakından izleme şansına sahibiz. Bu yüzden daha iyi araştırma fırsatına da sahip olabiliyoruz. Ancak gelin görün ki Siyaset Meydanı&#8217;na katılanların bir tanesi bile &#8220;FED&#8217;in özellikle Irak müdahalesi sonrası başlattığı akıldışı hareketlerinin serbest piyasa ile ne ilgisi olduğunu&#8221; sorgulayamadı, yazıklar olsun.</p>
<p>İnsaf, bu kriz kadar devletin işin içinde olduğu başka bir kriz mi var? En azından bir tanesinden FED&#8217;in M3 oranlarından bahsetmesini beklerdim. Ortada 2000 yılından itibaren , her yıl %10&#8242;un üzerinde artan bir para arzı (dolaşımdaki dolar miktarı) var. Ekonomi nekadar büyümüş ki siz bu kadar cömert olabiliyorsunuz? Ve ortada bu parayı hesapsız dağıtan, serbest rekabetin ruhuna tamamen aykırı devlet girişimleri var : Fannie Mae ve Freddie Mac. Herşeyi geçtim, ortada devlet tekelinde bir para var. Serbest piyasadan bahsedeceksek parayıda serbest bırakacaksınız, &#8216;Serbest Bankacılık&#8217; sistemine geçeceksiniz. Söyler misiniz bana bunun neresi &#8220;Serbest Piyasanın Krizi&#8221;?</p>
<p>Ben Ali Kırca&#8217;nın beynine sahip olsam, sergilediği davranışlar yüzünden onu suçlayabilir miyiz? Elbette hayır. Aynı şekilde devlette bir toplumun parasına sahip ise, ekonominin sergilediği davranışlardan artık Serbest Piyasa&#8217;yı sorumlu tutamazsınız.</p>
<p>Son kriz açıkça göstermiştir ki bizim hayatımız birkaç politikacının ve bürokratın insafına bırakılmıştır. Çözüm acilen tüm Merkez Bankaları&#8217;nın özelleştirilmesi, paranın devlet kontrolü ve tekelinden derhal çıkartılması, Serbest Bankacılık Sistemi&#8217;ne yavaş yavaş geçiş yapılmasında yatmaktadır.</p>
<p>Peki bu sistemde kriz olmaz mı? Elbette olabilir. Her maçını 5-0 kazanan bir takım olmadığı gibi, krizsiz bir ekonomik sistemde henüz icat edilmemiştir. Ama emin olun, tüm kontrolün bir tekel yapı yerine farklı irili-ufaklı yapılara dağılması arasında muazzam ölçüde sancı farkları olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonerhoca.com/2008/10/24/soz-alabilseydim-neler-soyleyecektim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

