Kurtarma Operasyonu : Biri Serbest Piyasa Mı Dedi?
“Kapitalizm Çöküyor!”, “1929′dan Bile Kötü!”, “En Büyük Kriz!” vs…bugünlerde gazete sayfalarını, bu manşetler süslüyor. Elbette manşetler böyle olacak. Ne bekliyordunuz? Yoksa Amerika Merkez Bankası yediği haltı yine vergi mükelleflerinin sırtına başka türlü nasıl yükleyecekti? Bu, herşeyden önce son yıllarda herkesin gözü önünde olan en büyük ‘legal hırsızlık’lardan biridir. Daha aleni olamazdı. Bu kadar alenen yapılan bir hırsızlık başka nasıl meşru hale getirilecekti? Korkutacak ki hiçbir ahlaki değer, hak-hukuk tanınmasın, korkutacak ki yığınlar sorgulamasın. Biliyoruz ki otorite sorgulanmaktan nefret eder!
Bugün, Amerika merkezli yaşanan mevcut krizde hemen herkes 1929 yılında yaşanan Büyük Depresyon’a göndermeler yapmakta. Kapitalist sistemin doğası gereği kırılgan, dengesiz, herzaman müdahaleye ve desteğe muhtaç olduğu, aksi halde varlığını sürdüremeyeceği ve hatta hemen hiçbir kehanetinde haklı çıkamayan Marx’ın bile sonunda haklı çıktığı epeyce yazılıp çizildi.
Müdahale Olmadan Piyasalar Yaşayamaz Mı?
Yüksek regülasyon düşük hayat standartları demektir. Bu yüzden işgücü piyasalarını serbestleştirmiş olan Amerika’da işsizlik oranları katı işgücü piyasasına sahip Avrupa’ya göre daha düşüktür, bu yüzden gümrüklerinden ithal mal sızdırmayan Kuzey Kore, gümrüğünü serbestleştiren komşusu Güney Kore’den fakirdir ve yine bu yüzden finansal piyasalarını daha serbest hale getiren Kanada, finansal piyasalar geçmişi müdahalelerle dolu olan Amerika’ya göre çok daha sağlam bir ekonomik yapıya sahiptir.
Serbest piyasa teorisinde yer almayan ‘para basma tekeli’nin kamu otoritesine devredilmiş olduğu ekonomik ortamda, bizatihi devletin ekonomiye ‘doğrudan’ müdahalesiyle yaratılan bir krizde, krizi “başıboş finansal piyasaların kontrolden çıkması”na bağlamak oldukça yanlış.
1929 ve 2008 : Aynı Kalan Ne?
29 Buhranı’nı bize yaşatan neydi? Peki bugünkü 850 milyar dolarlık ’legal hırsızlık paketi’nin ardında tam olarak ne var? Kapitalizm ve onun içsel çelişkileri ya da acımasız spekülatörler mi? Hayır, üzgünüm ki bunlar sadece size anlatılanlar ve sizin inanmak istedikleriniz.
1929′da da böyle değildi. 80 yıl önce olduğu gibi bugünde para arzı hükümetler tarafından manipüle edilmektedir. Krizin nedenlerine ilişkin aslan payı işte tamda burada yatmaktadır. FED’in akıldışı hareketlerini yıllardır dikkatle inceleyen pekçok ekonomist için yaşanan durum hiç şaşırtıcı değildi. Sadece M3 para arzının (dolaşımdaki toplam dolar miktarı) yıllık artış oranlarını inceleyen birisi dahi bu kaçınılmaz sonucu çok önceden kestirebilirdi. Düşünsenize her yıl %10′un üzerinde artan bir M3 ve bununla tamamen orantısız büyüyen bir ekonomi. Bu demektir ki, 6-7 senede bir dolaşımdaki para miktarı ikiye katlanıyordu!
Söylesenize, son on yıla baktığımızda FED’in faiz oranlarını %1′lere kadar indirmesine tanık olmadık mı? Buna bağlı olarak Mortgage faizleri Amerikan tarihinin en düşük seviyesini görmedi mi? Yatırım bankaları ellerindeki suni paraları ’insan ayırmadan’ dağıtmadı mı? Tüm bunlar irrasyonel bir bolluk ve malum balonu yaratmadı mı?
Serbest Piyasa ve Sorumluluk
Serbest piyasa ekonomisi herşeyden önce sorumluluğu gerektirir. Bu demektir ki, hata yapan cezasını çeker ve tabiidir ki iflas edebilir. Bunun için kimseyi suçlayamaz ve kimseye kendi durumunu kurtarması için zor kullanamaz, talep dayatamaz. Peki ya durum öyle mi? Ben ortada, herşeyden önce devlet kontrolünde olan sorumsuz (subjektif) bir değer (para), sorumsuz bir kamu tekeli (FED), aynı sorumsuzlukla devam eden çeşitli kuruluşlar (Freddie ve Fannie Mac, Lehman Brothers vs..), sorumsuzca kredi alan insanlar (tüketiciler) ve tüm bu sorumsuz hareketlerin bedelini ödemek zorunda kalan zavallı vergi mükellefleri görüyorum. Şimdi bana ezberlediğiniz sloganları bırakıp söyler misiniz serbest piyasa bunun neresinde?
Marx’ı bilemem ama sanırım Rand şu sözleri söylerken haklıydı : “…yaratıcı başlatır, asalak ödünç alır. Yaratıcı doğa karşısında kendi başına dikilir, asalak doğa karşısında hep bir aracıyı kullanır. Yaratıcının derdi doğayı fethetmektir, asalağın derdi ise insanları fethetmektir. Yaratıcı, kendi işi için yaşar, başka insanlara ihtiyacı yoktur…Asalak elden düşme yaşar, başkalarına ihtiyacı vardır, başkaları onun baş amacı haline gelir…”
Konu hakkında kapsamlı ve tamamlayacı bir başka yazı için bkz. Ekonomik Devletçiliğin Yeni Krizi / Atilla Yayla